Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla ev baskınlarıyla gözaltına alınan 225 kişiden 178’i tutuklandı. Tutuklamalarda gerekçe olarak “Türkiye’nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilir” iddiası öne sürüldü.
Tutuklananlar arasında TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer, Halkevleri GYK üyesi Hediye Yıldırım, Umut-Sen Sözcülerinden Burcu Arıkan, Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, ÇHD’li avukatlar Av. Semra Demir, Av. Kürşat Bafra ve akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş ve çok sayıda genç bulunuyor.
Ankara gençlik örgütleri, gerçekleştirilen ev baskınlarını ve hukuksuzluğu teşhir etmek için “Tutuklamalar Gençliği Yıldıramayacak! NATO’ya Huzur Yok!” şiarıyla bir basın açıklaması düzenledi.
Kurumlar, açıklamada bu baskınların siyasi bir nitelik taşıdığını ve NATO Zirvesi öncesinde toplumsal muhalefeti felç etmeye çalıştığını ifade ederken polisler tarafından delil olarak sunulan fiillerin altı boş ve 1 Mayıs, ODTÜ Bahar Şenliği, Doruk ve Özşen Madencilik işçilerine destek olmak gibi fiiller olduğunu açıkladı. Buna karşılık kurumlar “Bu ülkenin madencisine, kadınına, doğasına, üniversitesine sahip çıkmak ne zamandan beri terör faaliyeti oldu?” diyerek demokratik faaliyetlerin kriminalize edilmeye çalıştığını ifade etti.
Ayrıca kurumlar, polislerin ailelere yanlış bilgi verdiğini ve tutuklanan gençlerin adliyenin arka kapısından götürülerek aileleriyle denk gelmemesinin sağlanmaya çalıştığını duyurdu. Bu yapılanın ailelere psikolojik işkence olduğunu belirtilirken “Soruyoruz size: Kimden, neyi kaçırıyorsunuz?” diyerek kolluk kuvvetinin suçlu olduklarını bildiği vurgulandı.
🔴 Gençlik örgütleri, NATO Zirvesi öncesi gerçekleştirilen ev baskınları ile gözaltına alınıp tutuklanan gençler için “Tutuklamalar Gençliği Yıldıramayacak! NATO’ya Huzur Yok!” şiarıyla basın açıklaması düzenledi. pic.twitter.com/8K52SjH4gy
— Yolculuk Haber (@GazeteYolculuk8) June 27, 2026
Basın açıklamasının tamamı şu şekilde:
Ankara, günlerdir bizzat siyasi iktidar ve onun güdümündeki yargı-kolluk mekanizmaları tarafından yönetilen planlı bir sürek avına sahne olmaktadır. Sabaha karşı şafak operasyonlarıyla, kapıları kırılarak, evleri talan edilerek gözaltına alınan onlarca yoldaşımız, arkadaşımız, bu ülkenin onurlu gençleri; içi boş, hukuki dayanaktan yoksun, tamamen siyasi siparişlerle hazırlanan dosyalarla tutuklanmıştır. Bu tutuklamaların, bu saldırıların arkasındaki esas nedeni de, bu içi boş dosyaların sipariş edildiği yerleri de çok iyi biliyoruz!
Bugün burada sadece bir hak ihlalini protesto etmek için değil; AKP ve Saray rejiminin emperyalist efendilerine yaranmak adına kendi gençliğine karşı açtığı savaşın perdesini aralamak için toplandık.
1. Saldırının Siyasi Niteliği
Bu operasyonların zamanlaması da, hedef seçilen arkadaşlarımızın kimliği de tesadüf değildir. Yakın zamanda Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan NATO Zirvesi öncesinde, iktidar panik halinde sokakları insansızlaştırmaya, toplumsal muhalefeti felç etmeye çalışmaktadır. Saray rejimi, halkların katili NATO liderliğini Ankara sokaklarında ağırlayabilmek için aylardır hummalı bir hazırlık yürütüyor. Yeni havalimanları, yeni yollar, ve eski binaların dış cephelerini boyuyorlar; hatta bu ülkenin yoksulluğu, çelişkileri görünmesin diye gecekonduların önüne devasa yapay setler çekerek yoksul mahalleleri gizlemeye çalışıyorlar.
Katillere şehrin yoksulluğunu göstermek istemeyenler, gençliğin anti-emperyalist öfkesini de gizlemek istiyorlar. Sokakları köpeklerden, Ankara’yı yoksullardan, kampüsleri ve meydanları devrimcilerden “temizleyerek” emperyalizmin savaş baronlarına uşaklıklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Ama bilmedikleri bir şey var: Ne boyadığınız dış cepheler suçlarınızı örtebilir ne de çektiğiniz setler bu ülkeyi sürüklediğiniz sefaleti gizler.
Emperyalizmin savaş makinesi, halkların katili NATO’yu Ankara’da ağırlamaya hazırlanan Saray rejimi, bu kanlı ittifaka karşı ses çıkarabilecek, sokakları anti-emperyalist çığlıkla doldurabilecek tek dinamik güç olan gençliği hedef almıştır. Arkadaşlarımız, “NATO Zirvesi için potansiyel tehdit” gibi mesnetsiz hiçbir hukuki karşılığı olmayan soyut gerekçelerle, tutuklanmıştır.
Sınırlarımızın hemen ötesinde savaş rüzgarları estirenler, NATO’nun kanlı planlarına Ankara’yı lojistik üs yapmak isteyenler; bu suç ortaklığına itiraz edecek her sesi daha sokağa çıkmadan boğmak istiyorlar. Bu operasyon, emperyalizme verilen bir ‘sadakat’ garantisidir. Biz çok iyi biliyoruz ki, dosyalarımıza yazacak suç bulamayanlar, NATO zirve masalarında emperyalistlere sunmak üzere ‘Gençliği baskı altına aldık, sokakları temizledik’ raporu hazırlıyorlar.
Buradan sormak istiyoruz:
Bağımsızlığını savunmak, emperyalist katiller sürüsüne “Defolun!” demek ne zamandan beri suçtur? Sizin “tehdit” dediğiniz şey, gençliğin bu ülkenin onurunu ve geleceğini savunma iradesidir! Emperyalizme uşaklık edenler, sömürge valisi gibi kentlerimizi abluka altına alanlar bilsin ki; gençliği tutuklayarak NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sunamayacaksınız!
2. Boş Dosyalarla Kitle Tutuklamaları
Günlerdir süren mahkeme safahatı, adalet sarayı adı verilen binaların nasıl birer “Saray noterliğine” dönüştüğünü bir kez daha kanıtlamıştır. Ortada ne somut bir delil, ne bir suç unsuru ne de hukuka uygun bir yargılama süreci vardır.
Yüzlerce kişinin isminin geçirildiği, gizlilik kararlarıyla savunma hakkının gasp edildiği bu kumpas dosyaları, doğrudan emniyet müdürlüklerinin siyasi şubelerinde yazılıp hakimlerin önüne konulmuştur. Ağır baskınlar, psikolojik işkenceler ve ters kelepçe dayatmalarıyla yaratılmak istenen “terör” algısı, mahkeme salonlarında arkadaşlarımızın başı dik duruşu karşısında çökmüştür. Arkadaşlarımız suçlu olduğu için değil, iktidarın beka korkusuna kurban edilmek istendiği için bugün parmaklıklar arkasındadır.
2 gün süren mahkemelerde, emniyet odalarında hazırlanan torba dosyaların ne kadar içi boş, ne kadar sahte olduğunu ayan beyan ortaya çıkarmıştır. “Örgüt üyeliği” adı altında arkadaşlarımızın önüne koydukları “deliller” bu ülkenin onur sayfalarıdır:
İşçi sınıfının uluslararası birlik günü olan 1 Mayıs mitingine katılmak,
Saray kayyumlarına karşı ODTÜ Bahar Şenliği’ni ve kampüsün özgürlüğünü savunmak,
Doruk ve Özşen maden işçileri için madenci eylemlerinde adalet istemek,
Bu düzenin polis-aile işbirliği ile katlettiği sıra arkadaşımız İlayda Zorlu için adalet istemek ve bunun için eylemlerde fotoğrafı bulunmak!
Emniyet sorgularında arkadaşlarımıza sefilce, hukuku ayaklar altına alarak şu sorular sorulmuştur: “Neden bu eyleme katıldın?”, “Bu fotoğraftaki sen misin?”, “Örgütteki kod adın ne?”
Buradan tüm kamuoyunun huzurunda ilan ediyoruz: Bu ülkenin madencisine, kadınına, doğasına, üniversitesine sahip çıkmak ne zamandan beri terör faaliyeti oldu? Gençliğin örgütlü dayanışmasını kriminalize etmek için kendi suç dosyalarını gizlemeye çalışanlardır. Sizin kumpas dosyalarınız kalınlaştıkça, bizim haklılığımız ve meşruluğumuz daha da tescillenmektedir.
3. Adliyede Ailelere Dönük Psikolojik İşkence
Bu hukuksuz operasyonun en çirkin, en aciz ve en karanlık yüzü ise adliye binasından cezaevine sevk sırasında yaşanmıştır. Günlerdir adliye koridorlarında ve önünde, evlatlarının adaletle buluşmasını bekleyen, bir an oradan ayrılmayan ailelerimize dostlarımıza karşı organize bir kötülük yapılmıştır.
Kolluk güçleri, ailelerimize yalan söyleyerek çocuklarının belirli bir kapıdan çıkarılacağını belirtmiş, ancak tutuklanan arkadaşlarımızı adeta birer “yangından mal kaçırır gibi” adliyenin diğer kapılarından kaçırarak cezaevine sevk etmiştir.
Bu sıradan bir tercih değil; aileleri cezalandırma, gençliği yalnızlaştırma ve teslim alma politikasının bir ürünüdür. Soruyoruz size: Kimden, neyi kaçırıyorsunuz? Eğer haklıysanız, eğer adalet dağıttığınızı iddia ediyorsanız neden köşe bucak kaçıyorsunuz? Sizin bu korkaklığınız, suçluluğunuzun ve devrimci gençliğin iradesi karşısında duyduğunuz o devasa korkunun en net itirafıdır!
Ne uydurma NATO tehditleriniz ne içi boş dosyalarınız ne de adliyelerin arka kapılarından kaçan korkak amirleriniz bizi bir adım geri attıramayacak. Yüzlerce kişiyi gözaltına alarak, onlarca arkadaşımızı tutuklayarak ne gençliği susturabilirsiniz ne de bu halkın öfkesini bastırabilirsiniz.
Saray’ın duvarları arkasına saklanıp ferman yazanlar, emniyet odalarında kumpas tezgahlayanlar bilsin ki; Ne zindanlarınız ne tecritleriniz ne de emperyalist efendileriniz bizi yolumuzdan döndürebilir.



