yolculuk
11 Ağustos 2026 Salı
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
yolculuk
No Result
View All Result

Devrimci Hareket: Bugün “kral çıplak” demek olmazsa olmaz önemdedir

Ağustos 10, 2026

Devrimci Hareket dergisi,  AKP tarafından “Terörsüz Türkiye” ve PKK tarafından “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırılan süreç çerçevesinde hazırlanan kanunla ilgili bir değerlendirme yayımladı.

Yazının tamamı şöyle:

Bugün “kral çıplak” demek olmazsa olmaz önemdedir

Artık hiçbir şeye şaşırmamak gerektiğini, tutarsızlıktan kendi kendini redde, ak olanın kara gösterilmesinden sınıf karşıtıyla uzlaşmaya ve ona benzemeye kadar hemen tüm ölçülerin eğilip bükülebildiği bir süreçten geçiyoruz. Bu “süreç”te, binlerce yıllık mücadele, yaratıcılık ve üretim pratiklerinde defalarca test edilerek tüm ezilenlerin ortak değeri haline getirilmiş ölçü ve değerler bütün halinde tartışma, tasfiye ve ret konusu edilmektedir.

Böyle bir tablo karşısında şaşırmakla hatta dehşete düşmekle yetinmek bile sorumsuzlukla özdeştir. Değerleri sahiplenmek ve bu tasfiye operasyonuna karşı bilinçli ve yapıcı rol almak ise devrimci sorumluluğun olmazsa olmaz gereğidir.

Sürecin başından beri, o malum tokalaşmadan hemen sonra ve atılan hemen her adıma, gündeme getirilen zorlama adlandırmalara ve beklentilere dair yaptığımız açıklamalarda da belirttiğimiz gibi ortada barış da çözüm de demokratikleşme de yok; birikimi de kazanımları da tutarlılığı da tasfiye etme süreci yaşanıyor; sınıfsal anlamda kendine benzetme olarak da tanımlayabileceğimiz bir asimilasyon ve erozyon gerçekleşiyor.

Ortada yapısal önemde bir sorun ve yapısal önemde bir fark var. Sürecin başından beri söylenenleri, Kürt hareketinin hemen her kesimden çeşitli biçimlerde gelen “böyle çözüm olmaz, böyle demokratikleşme olmaz, aklımızla dalga mı geçiyorsunuz” biçimindeki itirazları, aynı itiraz kaynağından gelen güzellemeleri alt alta koyup çeliştirici soru sormanın bugün için bir etkisinin olacağını düşünmüyoruz. Çünkü her şey “bile isteye”, tasarlanarak gerçekleşiyor. Bu, ne yazık ki fotoğrafı giderek netleşen Suriye Kürdistanı için de geçerli.

Herkes rolünü oynadı

Büyük anlamlar yüklenen, sol ile kıyaslanan ve “onun kadar olamadınız” denilerek eleştiri için ölçüt haline getirilen Bahçeli, sürecin başından beri açık oynamış; ortada bir Kürt sorunu tartışması, çözümü vb. olmadığını, meselenin tasfiye olduğunu net biçimde ifade etmiştir.

Aslında herkes rolünü oynadı. Bahçeli de Erdoğan da Öcalan da Kandil de…Ve elbirliğiyle süreç bu noktaya getirildi. Sürecin başında olduğu gibi bu aşamada da “eleştireceksek biz eleştiririz, size ne oluyor” tutumu ile karşı karşıyayız.

“Bize ne oluyor” diye sormak anlamsızdır. Bu sorun ve süreç etrafında atılan her adım ve bunlar hakkında bir yaklaşım ve tartışma geliştirmek siyasetin ABC’sine dair bir konudur. Bu ülkede her konu olduğu gibi Kürt sorununun nasıl çözüleceği de nasıl çözülmeyeceği de mevcut sermaye iktidarını hangi adımın zayıflatacağı ve güçlendireceği de bizi doğrudan ilgilendiriyor.

Sürecin başından beri mevcut devlet yapısıyla entegrasyondan, o devlete güç katmaktan ve bölgede daha büyük bir güç haline getirilmesi amacından söz edilirken ve bu hedef, solun devrimci tarihinin birikimiyle meşrulaştırılırken, “yaşananlar bizi ilgilendirmez” diyebilmemiz imkansızdır.

Kaldı ki aslında “siz tamamen nötr kalın” da denilmiyor; “biz ne yaparsak yapalım destek olun, alkışlayın, arkamızda durun” deniliyor. “Bir irade bir siyasal özne değil bir aparat olun” deniliyor. “Onlarca yıllık kavram setinizi, anlam setinizi, ezilenler ve sol adına üretilmiş doğruları, doğruluğu kanıtlanmış önermeleri unutun” deniliyor.

Aslında adlandırmaya bakmak bile sürecin özü konusunda yeterli veriyi sağlıyor? “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” vurgularının tek tek her biri ve bir arada hepsi, bir sınıfsal hegemonya tarifi yapıyor. Mevcut rejimin dayatmasını, kavram ve anlam bütünlüğünü yansıtıyor.

İşin daha vahim tarafı şu ki başından beri, “bu bizim çözüm anlayışımız değil, bu sınıf uzlaşmacı bir duruşun kendini tasfiye etmesidir” demesi gereken devrimci sol yapılardan da büyük oranda net bir tutum gelmiyor.

Özetle, “SDG ve özerk yönetimi ben kurdum ben feshederim; Irak Kürdistanı’ndaki kamp alanları da mağara sığınakları da silah da benim; boşaltırım da teslim de ederim” denilebilir. Ancak tüm bu yaşananların bir adı, tarihsel bir anlamı ve tüm ezilenleri ilgilendirecek sonuçları vardır. Ve gerçekte bunu tartışmak değil tartışmamak sorunlu bir duruştur.

Barışın ve demokratikleşmenin oyuncağı dahi olmaz

Bunlar belki her biri ayrı bir analiz konusu, bu nedenle konuyu sadeleştirerek söylersek, ortada pişmanlık ve tasfiyeyle karılmış bir hamur var. Bu hamurdan, barışın ve demokratikleşmenin oyuncağı dahi olmaz. Büyük ölçüde keyfi uygulamaların yine keyfi bir tarzda ele alınması, gecikmiş tahliye vb. adımların bir lütuf gibi sunulması, sürecin niteliğine dair önemli verilerdir. Gerçekte ise kavramsallaştırmanın pragmatizme kurban edilmediği durumlarda barışın da savaşın da çatışmasızlık ve ateşkesin de kafa karışıklığına izin vermeyen, eğip bükmeye ihtiyaç bırakmayan çok net bir anlamı, bir karşılığı vardır.

Bugüne dek bir rehine gibi tutulan ve bir gün dahi tutsak olmaması gereken Demirtaş‘ın dahi bu süreçte tahliye edilmeme olasılığı gibi boyutlara, MGK bildirisinde geçen “PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri” biçimindeki aynılaştırmalara, dur durak bilmeyen mülkiyet gasplarına, belediye operasyonlarına, kayyum iklimine, insanların yaşamını ve hareket imkanlarını giderek daraltma hesabı taşıyan yeni yasa çıkarma devamlılığına şimdilik girmiyoruz.

İnanıyoruz ki bu süreç daha çok tartışılacak ve daha büyük ayrışmaların, saflaşmaların ve yanılgıların konusu olacak. Bizim şimdilik yaptığımız; “dost acı söyler” boyutundadır. Bunu söylemek zorundayız çünkü yaşanmakta olan, taktik bir hata da değil stratejik bir sorundur; tepeden tırnağa bir yanılgıdır, en temel taşların yanlış dizilmesidir.

Marksizm aşıldı; Marx yanıldı, sınıf mücadelesi gereksiz kutuplaşmalar yaratır demek kolay ama altı doldurulamayınca ortaya böyle sonuçlar çıkar.

Gerçekte iktidarın duruşunda şaşırılacak hiçbir şey yok. Başka türlü davranmasıdır asıl şaşırtıcı olacak olan.

Pratik adımlar ve mevcut fiili tablo, iktidarla girilen ilişkinin bir bütün halinde yanılgıya dayalı olduğunu gösteriyor.

Marksizmin defalarca mahkûm ettiği duruşların tekrarından başka bir anlamı olmayan bu sınıf uzlaşmacı ısrarın ortaya halk yararına en ufak bir sonuç doğurmayacağı, sürecin başından beri belliydi. O gün olduğu gibi bugün de taşıdığımız devrimci sorumluluk gereği bu açıklamayı/uyarıyı yapma ihtiyacı duyduk.

Devrimci Hareket

10 Ağustos 2026

Tweet

Önerilen İçerikler

Danimarka, Grönland için savaşa hazırlanmış

Danimarka, Grönland için savaşa hazırlanmış

Mart 20, 2026
Netanyahu İran’a yönelik küresel saldırı çağrısında bulundu

Netanyahu İran’a yönelik küresel saldırı çağrısında bulundu

Mart 24, 2026
Der Spiegel: “Zelenski görünüşe göre Kremlin ile yeniden görüşmeye başlamış”

Der Spiegel: “Zelenski görünüşe göre Kremlin ile yeniden görüşmeye başlamış”

Haziran 27, 2026

Pöpüler İçerikler

  • NATO tutuklusuna kuyu tipi hapishanede sopalı işkence!

    NATO tutuklusuna kuyu tipi hapishanede sopalı işkence!

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Devrimci Hareket’ten değerlendirme: Yeni parti tartışması ve solun sınıfsal pusula sorunu

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Devrimci Hareket: Bugün “kral çıplak” demek olmazsa olmaz önemdedir

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Devrimci Hareket’ten yeni yazı: Dünya, ülke ve mücadele

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Trump’a Karşı Çıkabilme Cesareti!.. – Tuner Tekin yazdı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Blog
  • Çeviri
  • Dünya
  • Gündem
  • Sınıfsal Bakış

Adali Labs tarafından üretilmiştir.