Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş dün yaptığı açıklamayla CHP’den ayrıldığını açıklamıştı. Yavaş X hesabından yaptığı paylaşımda “Ve bugün yapılan bazı açıklamalar nedeniyle; Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden ayrılıyor, siyasi yoluma bağımsız olarak devam ettiğimi kamuoyunun takdirine sunuyorum.” diyerek istifasını duyurmuştu. Yavaş, “bazı açıklamalar” ifadesinde CHP’de mutlak butlan kararı sonrası gelen Kılıçdaroğlu yönetiminin sözcüsü olarak görev yapan Müslüm Sarı’nın “partiye aidiyet” çıkışlı konuşmasına işaret etti. Sarı, açıklamasında “Parti aidiyetine uymayanlar konusunda Mansur Yavaş’ı kastetmedim ama kimse de bundan azade değil. CHP’nin kurumsal kimliği hepimizin üstündedir, önündedir. Hiç kimse CHP’den üstün değildir. Hiç kimse kendisini CHP’den üstün görmesin” ifadelerini kullanmıştı.
Yavaş’ın istifasının ardından ise Beypazarı, Kalecik, Güdül, Şereflikoçhisar, Ayaş, Polatlı, Nallıhan ve Elmadağ gibi Ankara’nın 8 CHP’li ilçesinin belediye başkanları da istifasını açıkladı.
Yavaş ve Sarı gerginliği neden başladı?
9 Eylül’de AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Mansur Yavaş, 9 Eylül’de düzenlenen kuruluş etkinliklerine katılamamıştı. Hem Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’i hem de mutlak butlan kararı sonrası göreve geri dönen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu bilgilendirdiğini söyleyen Yavaş, görüşmede Erdoğan ile siyasi bir konu değil, Ankara’nın geleceğini ve yatırımları üzerine konuştuğunu ve görüşmeyi bizzat kendisinin istediğini iletmişti.
Bunun üzerine 23 Eylül’de CHP Genel Merkezi’nde basın açıklaması düzenleyen CHP sözcüsü Müslüm Sarı, basın mensuplarına verdiği röportajda siyasi aidiyete dikkat çektikten sonra gelen Mansur Yavaş’ın da bu aidiyete dahil olup olmadığı sorusuna “Hiç kimse bundan azade değildir. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliği hepimizin üstündedir, hepimizin önündedir. Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nden üstün değildir ve kendisini Cumhuriyet Halk Partisi’nden üstün görmemelidir. Önümüzdeki süreçte parti aidiyetiyle ilgili faaliyetler ve etkinlikler olduğunda, bütün belediye başkanlarımızın buna katılmasını ve uymasını bekleriz. Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdiğini söyleyemez. Bunu diyemez.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı bellidir. Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanı, genel başkanının CHP Genel Başkanı olduğunu ve ona karşı sorumluluğu bulunduğunu kabul edecektir. Önümüzdeki günlerde belediye başkanları toplantısı yaptığımızda, ortaya çıkacak tabloya göre ayrıca bir değerlendirme yapacağız.” diyerek cevap vermişti.
Açıklamanın ardından Yavaş: “Böyle terbiyesizlik, böyle sözcülük olmaz”
Yavaş’ın istifasına dair kulis bilgilerini aktaran Sözcü yazarı Saygı Öztürk yazısında durumu şöyle anlattı:
“Bu açıklamadan sonra Mansur Yavaş, odasına kapanıp CHP’den istifa açıklamasını yazdı. Başkan’ı, istifadan vazgeçirme çabaları sonuç vermedi. Kendisini yatıştırmak isteyenlerle konuşurken, son derece kızgındı. İstifasıyla ilgili olarak, ‘Sözcünün bu sözlerini içime sindiremedim. Böyle terbiyesizlik, böyle sözcülük olmaz’ dedi.”
CHP Sözcüsü Sarı: “Mansur Yavaş’ın yolu açık olsun”
İstifanın ardından Nefes Gazetesi yazarı Aytunç Erkin’e konuşan Sarı, yaptığı açıklamanın nedeniyle ilgili olarak “Bizim açımızdan sürdürülebilir bir durum değildi. 9 Eylül’de Anıtkabir’e gelmiyorsun, genel merkezdeki etkinliğe gelmiyorsun… Ondan sonra da diyorsun ki, ‘İki genel başkana da söyledim.’ Sizin genel başkanınız kim? Bugün de dedik ki, hiç kimse CHP’nin kurumsal kimliğinden büyük değildir. Bu lafta bir şey yok ki.” derken istifayla ilgili olarak “Her soruyu önceden konuşmayız ki. Açıklamamdan sonra görüştük. Bir sorun yok. Kendisinin yolu açık olsun başka bir siyasi yola çıkmayı düşünüyorsa hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.
Saygı Öztürk’ün aktardığına göre ise Sarı istifa sonrası “Söylediklerim net ortada. İstifa için sanırım bahane arıyormuş. Genel Başkanımız da, istifayı normal karşıladı. İşleri düzeltmeye devam ediyor. Yapacak bir şey yok. CHP’li olanın aidiyetini ortaya koyması gerekir” dedi.
8 Belediye Başkanı da Yavaş ile istifa etti
Yavaş’ın istifasının ardından Ankara’da CHP’de olan 8 ilçe belediye başkanı da istifa kararını duyurdu. Beypazarı Belediye Başkanı Özer Kasap, Kalecik Belediye Başkanı Satılmış Karakoç, Güdül Belediye Başkanı Mehmet Doğanay, Polatlı Belediye Başkanı Mürsel Yıldızkaya, Ayaş Belediye Başkanı İzzet Demircioğlu, Şereflikoçhisar Belediye Başkanı Mustafa Koçak ve Elmadağ Belediye Başkanı Adem Barış Aşkın, Nallıhan Belediye Başkanı Ertunç Güngör de, Yavaş ile beraber istifa etti. Belediye Başkanları, Mansur Yavaş ile beraber devam edeceklerini açıklayıp desteklerini gösterdi.
Belediye başkanları açıklamalarında şu şekilde konuştu:
Beypazarı Belediye Başkanı Özer Kasap: Mansur Yavaş Başkanımızla çıktığımız bu yolda, bana güvenen ve destek veren hemşehrilerime verdiğim sözlerin arkasındayım. Seçildiğim ilçede, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir ayrım gözetmeden; aynı azim, kararlılık ve sorumluluk anlayışıyla hizmet etmeye devam edeceğim.
Nallıhan Belediye Başkanı Ertunç Güngör: “Benim için siyasi parti aidiyetinden önce, Nallıhan halkının bana verdiği emanete sahip çıkmak vardır. (…) Bundan sonraki siyasi yol haritamı, hemşehrilerimizin görüş öneri ve tavsiyelerini alarak yol arkadaşlarımla birlikte belirleyeceğim.”
Elmadağ Belediye Başkanı Adem Barış Aşkın: Sevgili Elmadağlı Hemşehrilerim, Bugün Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden ayrılıyor, görevime bağımsız olarak devam etme kararı aldığımı kamuoyunun takdirine sunuyorum. Saygılarımla.
Şereflikoçhisar Belediye Başkanı Mustafa Koçak: Mansur Başkanımla yıllar önce Ankara’ya dair çizdiğimiz Mansur Yavaş Belediyeciliği tüm ülkeye umut oldu. Gelinen noktada Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden istifa ediyorum. Ağabeyim Mansur Yavaş ile birlikte Ankara’ya ve Ülkeye umut olmaya devam edeceğiz.
Ayaş Belediye Başkanı İzzet Demircioğlu: Mansur Yavaş Başkanımızla çıktığımız bu yolda, bana güvenen ve destek veren hemşehrilerime verdiğim sözlerin arkasındayım.
Polatlı Belediye Başkanı Mürsel Yıldızkaya: “Ankaramıza ve Polatlımıza birlikte hizmet etmekten ve yol yürümekten her zaman mutluluk duyduğum Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın da açıklamasında açıkça dile getirdiği hususlar ve işaret ettiği sebepler doğrultusunda Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden ayrılıyor, siyaseten yolumuza ve hizmetlerimize Sayın Mansur Yavaş ile birlikte bağımsız olarak devam edeceğimizi kamuoyunun takdirine sunuyorum.”
Güdül Belediye Başkanı Mehmet Doğanay: Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimi; bugün gelinen mevcut yönetim anlayışı ve yaşanan mutlak butlan süreci nedeniyle sonlandırma kararı almış bulunuyorum. (…) Bundan sonraki süreçte de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş ile birlikte yol yürümeye ve hemşehrilerimize hizmet etmeye devam edeceğim.
Kalecik Belediye Başkanı Satılmış Karakoç: İçinden geçtiğimiz süreç ve yaşanan gelişmeler doğrultusunda, Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden ayrılarak Belediye Başkanlığı görevime bağımsız olarak devam etme kararı aldım. (…) Mansur Yavaş Başkanımızla çıktığımız yolun temelinde de aynı anlayış vardı: İnsanları siyasi kimlikleriyle değil, insan oldukları için kucaklamak; ayrıştırmadan, adaletle ve halkın emanetine sahip çıkarak hizmet etmek. Bugün de kendisiyle çıktığımız bu yolda, Mansur Başkanımızın yanında yürümeye devam edeceğim.
Yavaş: “Seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum”
X hesabından istifa açıklamasını paylaşan Yavaş, şunları kaydetti:
Sevgili Hemşehrilerim,
Siyasette bazı kararlar vardır; öfkeyle alınmaz, kırgınlıkla açıklanmaz. Uzun uzun düşünülür, vicdanla tartılır, sorumluluğu üstlenilir ve sonunda Türk milletinin huzurunda açıkça ifade edilir. Bugün aldığım karar da böyle bir karardır. 19 Mart’la başlayan ve sonrasında mutlak butlan tartışmaları da dahil olmak üzere pek çok hukuki ve siyasi tartışmayla devam eden süreç, Türkiye’de siyaseti hepimizin üzülerek takip ettiği bir noktaya getirmiştir. Bu süreç boyunca ne düşündüğümü, neye itiraz ettiğimi ve nasıl bir yol önerdiğimi açıkça ifade ettim. Bugün bunları uzun uzun tekrar etmeyeceğim. Dün ne söylediysem bugün de aynı noktadayım. Düşüncelerimde değişen bir şey yok. Ancak bazı hususların altını çizmek zorundayım. Benim partililikten anladığım; taşıdığınız kimliğin hakkını vermek, size güvenen insanların başını öne eğdirmemek, temsil ettiğiniz siyasi yapıya millet nezdinde itibar kazandırmak ve aldığınız sorumluluğu layıkıyla yerine getirmektir. Ben bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’ni küçük düşürecek, ona oy veren insanların mahcup olmasına neden olacak hiçbir davranışın içinde olmadım. Tam tersine; Ankara’da belediyeciliğin ayrım yapmadan, şeffaf, hesap verebilir ve halkın parasını yine halk için kullanarak nasıl yapılabileceğini göstermeye çalıştık. Bunu yalnızca ben söylemiyorum. Ankara’da bize verilen büyük destek, Türkiye genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları ve farklı siyasi görüşlerden vatandaşlarımızın ortaya koyduğu teveccüh bunun en açık göstergesidir. Eğer Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanı olarak seçilmişsem; görev yaptığım süre boyunca partimin adına leke getirmemiş, Türkiye çapında örnek gösterilen işlere imza atmış ve bana oy veren insanların göğsünü kabartmışsam, temsil sorumluluğumu yerine getirdiğime inanıyorum. Üzerime düşen sorumluluğu dün de taşıdım, bugün de taşıyorum. Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım. Ancak belediye başkanlığı görevimin bana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır: Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara’da başardık. Farklı siyasi görüşlerden milyonlarca insan aynı iradenin etrafında buluştu. Kimseye nereden geldiğini, hangi partiye oy verdiğini sormadık. Hiç kimseyi siyasi kimliği nedeniyle diğerinden ayırmadık. Çünkü bizim için herkes eşittir. Her zaman şunu söyledim: Türkiye’de demokratik yollarla bir iktidar değişikliği olacaksa, bunun yolu muhalefetin birbirini tüketmesinden değil; ortak ilkelerde yan yana gelebilmesinden geçmektedir. Bu nedenle aylardır yaşanan tartışmaların, özellikle de mutlak butlan üzerinden yürütülen sürecin Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir ayrışmaya yol açabileceğini ve bunun yalnızca CHP’ye değil, Türkiye’de demokratik siyaset umuduna zarar vereceğini defalarca ifade ettim. Daha önce, parti içinde şahsımla veya izlediğim tutumla ilgili bir rahatsızlık varsa bunun gereğini yapacağımı söylemiştim. Ve bugün yapılan bazı açıklamalar nedeniyle; Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden ayrılıyor, siyasi yoluma bağımsız olarak devam ettiğimi kamuoyunun takdirine sunuyorum. Ben dün beraber yürüdüğüm hiçbir arkadaşımı bugün siyasi tercihi nedeniyle yok saymayacağım. Üç dönem CHP çatısı altında birlikte seçime girdiğim, mücadele ettiğim, seçim çalışmalarında yanımda duran, bana inanan, emeğini ve gönlünü ortaya koyan herkese ömrüm boyunca teşekkür borçlu olacağım. Bir başka konuda da tavrım son derece açıktır. Vatandaşlarımızın siyasete ve siyasetçiye güveni çok yara aldı. Bunun sorumluluğunu seçmende değil, kendimizde aramak zorundayız. İnsanlar sandığa giderken yalnızca bir isme değil, bir siyasi iradeye de oy verir. Bu nedenle seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum. Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur. O iradeyi kişisel hesaplarla başka bir yere taşımak yalnızca siyasi bir yanlış değil; seçmene karşı ağır bir vebaldir. Bu nedenle bugün bağımsız olarak yoluma devam etme kararımın anlamı da açıktır… Bundan sonra da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak; bana oy veren ya da vermeyen, hangi siyasi görüşten olursa olsun bütün Ankaralılara aynı anlayışla hizmet etmeye devam edeceğim. Çünkü benim için belediye başkanlığı bir siyasi kariyer basamağı değil, milletin emanetidir. Makamlar geçicidir. Siyasi şartlar değişebilir. Ama milletin size verdiği emanete sadakat değişmez. Ben bugüne kadar bu emanete nasıl sahip çıktıysam bundan sonra da aynı şekilde sahip çıkacağım. Bugün aldığım kararın bütün sorumluluğu bana aittir. Takdir ise her zaman olduğu gibi aziz milletimizindir.”
Dervişoğlu ve Özdağ da istifaya dair konuştu
Milliyetçi cenahtan İYİ Parti Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’da istifayla ilgili konuştu. Dervişoğlu “Mansur Bey’in açıklamasında dikkatimi çeken iki bölümü var. ‘Siyasetin tavanında birlik olmazsa taban o birlikteliği sağlar’ diyor. Bir başka cümlesi daha var. ‘İnsanlar sandığa giderken yalnızca bir isime değil bir siyasi iradeye de oy verir. Bu nedenle seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamlara seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum’ diyor. Burada, Mansur Bey’in belki de kendi üzerinden yaşama geçireceği bana göre bir siyasi irade tanımı var. Yani tavanda birlik sağlanamadığıyla ilgili kimse kimseyle bu konuları konuşmadı. Benim açımdan bakıldığında biz kendisini izlemeye devam edeceğiz. Benim düşüncem bu. Mensur Bey, sonuçta kendi kararını kendisi verecek. Kendi vereceği kararla alakalı olarak da ‘Bunu ben demiştim, ben istemiştim’ türünden herhangi bir şeyin muhataplarımızı inciteceğini de düşünüyorum. Bakışım bu.” ifadelerini kullandı.
Özdağ ise “Mansur Bey Cumhurbaşkanı adayı değil ki. Önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Zafer Partisi olarak Mansur Yavaş’ı Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdim. Bunu söylediğim için bana öfkelendi, açıklamalar yaptı. Neymiş, kendisini Cumhurbaşkanı adayı olarak göstermişiz. Şimdi de aday olacaksa, adaylık yolu açık olsun. Bakalım, adaylık cesaretini gösterebilecek mi? O zaman düşünür, yetkili organlarımızın kararını açıklarız.” dedi
Bahçeli: “Yavaş’ın istifası ile siyasi temaslar mı gölgeleniyor?”
Bengü Türk TV’ye konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı açıklamada televizyon kanallarının istifayı haber yapması üzerine konuştu. “Şu an televizyonların hepsinde Mansur Yavaş’ın istifası üzerine yayınlar yapılmaktadır. Bu yayınlar Türkiye’nin çok önemli bir konusu olarak mı nitelendiriliyor, yoksa Sayın Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletler’deki konuşması ve ABD’deki siyasi temasları mı gölgeleniyor?” diyen Bahçeli, Erdoğan’ın siyasi temaslarının Yavaş üzerinden gölgelendirilmeye çalışıldığını söyledi.



