8 Temmuz’da tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Ezgi Önalan, tutulduğu Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden kamuoyuna yazılı bir mesaj iletti.
Önalan, NATO Zirvesi öncesi meslektaşı Av. Yunusemre Işık ve 54 müvekkiliyle birlikte gözaltına alınmıştı.
Mesajında, mesleki faaliyetlerinin nasıl suçlama konusu yapıldığını ve savunma hakkının neden hedef alındığını anlatan Önalan’ın mektubunun tam metni:
“Bu zamana kadar gazetelerle, gazetecilerle mesaim genelde takip ettiğim dosyalar ya da ÇHD olarak takip ettiğimiz hukuki gündemler hakkında oluştu. Bu kez üyesi olduğum dosya hakkında yazıyorum. Tutsak edildiğim dosyada yer alma sebebimin yine avukatlık faaliyetlerim olduğunu düşünürsek aslında pek de farkı yok.
Sekizinci yılına yaklaşan avukatlık hayatım henüz başlamadan öğrendiğim bir gerçek var: Bu mesleği vicdanınızı dinleyerek, mesleğin kendisini de savunarak ve layığıyla yapmaya çalışmanın bazı bedelleri var. Henüz öğrenciyken ÇHD, ÖHD davalarını izlemiş; hukuk büroları basılan, gözaltına alınan, tutuklanan avukatların yargılayan savunmalarını dinlemiş olan arkadaşlarım beni anlayacaktır. Hukuk fakültelerinde verilmesi engellenen türden bir avukatlık eğitimini bu yolla edinmiş gerçek bir avukat olarak mesleğe başladım. Meslek hayatımın ilk yılında bir karakol kapısında gözaltındaki müvekkillerimle görüşmek istediğim için darp edilerek gözaltına alınmıştım. Fakültede cevabı öğretilmeyen bir soru daha hayatıma girmiş oldu: Polis, avukatın müvekkili ile görüşmesini neden engeller?
Hiçbir polis kendini denetleyecek, kanun-kitap lafları ile başını ağrıtacak, suç işlendiğinde peşine düşecek bir avukatın ayak altında dolaşmasını istemez muhtemelen. İçeride darp edilen, aç bırakılan, havasız tutulan “şüphelinin” haklarını savunacak, kayıt oluşturacak, kavga edecek, hesap soracak bir avukat… Kim olsa istemez böyle baş belasını.
Bir avukat neden polisin hedefi olur?
Sonraki yıllarda da meslektaşlarımla birlikte karakol kapısında, bahçesinde, koridorlarında çok kez kavgalar yaşadık. Hep aynı kavgalar: Avukat, işkence beyanlarını tutanağa geçirmeyen polisle tartışır; müvekkilinin sağlık hizmeti alması için tartışır; müvekkili hakkında dosyayı ifade işleminden önce görmek için tartışır; müvekkilinin yerini öğrenmek için tartışır… Böyle birçok avukatın, müvekkillerinin haklarını savunduğu için başına türlü işler geldiğine, darp edildiğine, tutsak edildiğine şahit oldum yıllar içinde. Bir avukat neden polisin hedefi olur?
Hep anlatılır: Avukatlar tarih boyunca baskılara direnmişlerdir. Avukatın jestlerinden, mimiklerinden, savunmasını yaparken hangi cümleleri seçtiğinden ziyade rahatsız edici olan yanı aslında temsil ettiği savunma hakkının bizzat kendisidir. Avukatın her lafı, her hareketi, her eylemi bu tat kaçırıcı hakkı hatırlatır. Düşünsenize, siz devleti yöneten siyasi iktidarsınız. İktidarınızın çıkarlarını tehdit eden bir kişiyi, bir kitleyi hedef almışsınız, “bu suçludur” demişsiniz. Size uyup rahatsızlığınızı yargıya taşıyacak savcılar yetiştirmişsiniz. Sonra bir de o hedefin suçluluğunu ispatlamak için uğraşıp durmak, deliller bulmak, bulmazsanız da yaratmak, bunları kendi koyduğunuz yasalara uygun hale getirmek zahmetlerine mecbur bırakılmışsınız. Siz bunca eziyete katlanacaksınız, sonra o hedef söz alacak, kendini savunacak, hakkını arayacak, neredeyse ipliğinizi pazara çıkaracak… Bir de -şeytan kulağına kurşun- yargıçlar vicdani kanaatlerini hür şekilde kullansa… Şimdi suçlayabilir misiniz iktidarı, savunma hakkından nefret ediyor diye? Kim istemez ki “ol” demesiyle her şeyin olup bitmesini? Neyse ki böyle dertleriniz yok. Sahi, bir avukat neden siyasi iktidarın hedefi olur?
Bir avukat neden devrimci olur?
Artık gizlenmesine pek gerek duyulmayan bir gerçek: Burjuva hukukunun insana tanıdığı haklar gönülsüzce, mecburen ve emaneten taşınmış olup bir aldatmacadan öteye gitmez. Faşizm karşısında kimsenin özgürlük ve güvenlik hakkı olmadığı, emperyalizm karşısında hakların uluslararası güvencelerinin olmadığı ayan beyan ortada. Seyahat özgürlüğünün 09.00-17.00 çalışıp asgari ücret alan işçi için icat edilmediği, ifade özgürlüğünün sosyalist bir akademisyen kullansın diye var olmadığı, barınma hakkının yoksul bir üniversite öğrencisine tanınmadığını görüyorsunuz. Bu haklar, kapitali elinde tutanlardan başka kime göstermiş yüzünü? Bir avukat neden devrimci olur?
Malum 7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO toplantısı yapıldı. Trajikomik hazırlıklar yapıldı öncesinde. Dünyanın en tehlikeli seri katilleri bir araya toplandı nihayet. Onlara sevimli görünmek için sokaklar yıkandı, çöp kutuları yenilendi. Taksicilere gömlek giymeleri salık verildi. Onları korumak içinse Ankara’da fiili bir OHAL ilan edildi, halk göz önünden kaldırıldı. Öğrenciler, işçiler, akademisyenler, gazeteciler, avukatlar gözaltına alındı, tutuklandı. Bu önlemlerin ne denli gerekli olduğunu; bizlerin ne denli tehlikeli olduğunu göstermek için kapılar koçbaşlarıyla kırıldı, kelepçeler ters takıldı, uzun namlulu silahlar çekildi polis tarafından.
İran’da kız çocuklarını katledenlerin kırmızı halılarla karşılanmasını içine sindiremeyenler, İsrail’e memleketinin limanlarından gemiler kalkmasına karşı çıkanlar, devlet başkanlarının ülkelerinden kaçırılmasına itiraz edenler, Alevilerin katledilmesine, Kürtlerin yerinden edinmesine, Kübalıların abluka altında yaşamaya mahkûm edilmesine, Filistinlilerin soykırıma uğramasına razı olmayanlar uydurma gerekçelerle, terörist denerek tutuklandı. Bir avukat neden anti-emperyalist olur?
Fotoğrafsız dosyalar, gerekçesiz tutuklamalar
“Benim tutsak edildiğim soruşturmada da diğer NATO operasyonlarında olduğu gibi “kısıtlılık” kararı alınmıştı. Hukukçu olmayanlar için açıklamak gerekirse bu karar, “ilgili dosyayı savunma makamından başka herkes görebilir” anlamına geliyor. Ancak bana yöneltilen sorular soruşturmacının niyetini gizlemeye hiç ihtiyaç duymaksızın, açıkça avukatlık faaliyetlerime ilişkindi. Bu açıklığı ulaşmak rahatlatıcı. Siyasi dosyalarla hemhal olmuş herkes bu hissi anlayacaktır: Gerçekte ne sebeple hedef alındığının, yargılandığının açıkça belli edilmesinin rahatlatıcı hissi.
Kollukta, yargı makamlarında göstermelik bir hukuka uydurma çabası dahi kalmadığını uzun zamandır görebiliyoruz. 19 Mart sonrasında üniversite öğrencilerine yapılan operasyonlardan birinde polisler dosyaya eylem fotoğraflarını koymayı unutmuştu. İfade sırasında “dosyaya fotoğraf konmamış, fotoğrafı gösteremiyoruz ama yine de sormamız gerek; fotoğraftaki kişi siz misiniz?” diye sormuşlardı. Doğal olarak öğrenciler cevaplayamamıştı bu soruları. Kolluktan sonra savcı yeniden ifade almaya gerek görmeden herkesi tutuklama talebiyle sevkediverdi. Sonuçta görüntü olsa ne, olmasa ne… Polis bir eylemin hukuka aykırı olduğunu takdir etmiş, katılan öğrencileri -ne şekildeyse artık- tespit etmiş; bir de delil mi sunmak gerek? Tutuklama talebine karşı savunma yapmak için Sulh Ceza Hakimliği’ne çıktığımızda “hakim bey” demiştik; “dosyada görüntü yok. Hangi eylem olduğu bile söylenmemiş; hatta dosyada yazan eylem tarihinde müvekkillerimiz zaten gözaltındaymış. Neye karşı savunma yapacağız?” Sayın hakim uzunca bir ara verdi. Sonra hepimizi salona çağırıp kararını gerekçesiyle birlikte açıkladı: ‘Haklısınız, size verilen dosyayla fotoğraflar sehven eklenmemiş. Ama biz sonradan gördük yeterli bulduk, tutuklanmalarına karar verdik…’
Şimdi o dosyada fotoğrafların tastamam olduğunu, müvekkillerin hangi eylemle suçlandığının doğru ve açık şekilde yazılı olduğunu ve sizin avukat olarak safça savunma yaptığınızı hayal edin. Belki böylesi, göstermelik bir yargı oyunundan daha iyi olmuştu. Hakkındaki kararın savunmaya ya da delillere bağlı olmadığını bilince insan en azından tutsaklığının sebebini daha açıkça görebilir belki. Tamamı bu şekilde inşa edilen yargı süreçlerinde bir avukat ne yapmalı öyleyse? Hiçbir kural tanımayan bir oyunda uyum sağlayıp iyi bir oyuncu olmaya mı çalışmalı yoksa çomak sokup oyunbozan mı olmalı? Gerçekten, bir avukat neden tutuklanır? Yeterince iyi bir oyuncu olmadığı için mi yoksa oyunbozan olduğu için mi?”
Sizi hapse atmak için daha ne gerek?
“Son NATO operasyonları kapsamında önce haziran ayında ÇHD Ankara Şube üyelerimiz Av. Semra Demir ve Av. Kürşat Bafra, ÇHD İstanbul Şube üyelerimiz Delal Erol ile Av. Doğa İncesu müvekkilleri ile aynı siyasi dosyalara dahil edilerek gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. Sonra benzer şekilde ÇHD İstanbul Şube’den Av. Yunus Emre Işık ve ben 5 Temmuz’da gözaltına alındık ve tutuklandık. Aynı tarihlerde Av. Berdan İdil Öksüz de Konya’da tutuklandı. ÇHD’nin NATO tutsağı olarak anlattığım avukatlık suçunu cezasını çekiyoruz. Hiçbirimizin tutuklanma kararında tek bir gerekçe yazılmamıştı. Ama satır aralarında şöyle yazıyordu sanırım:
“Ey ÇHD’li avukatlar! Bahanesiz, gerekçesiz, uydurma deliller dahi bulunmadan, sadece devrimci birer avukat olduğunuz için, haksızlığı gördüğünüzde susmadığınız ya da ağzınızın içinde mırıldanmadığınız için, tehdit edildiğinizde sinmediğiniz için tutuklayacağız sizi! Bir Mayıs’ta meydanlara çıkan işçilerin yanında olmuşsunuz; Grev yapan işçilerin, üniversitelerini savunan öğrencilerin, haklarını talep eden kadınların yanında yine siz! Patronun madeninde göçük olmuş, fabrikasında patlama olmuş, işçiler ölmüş siz koşmuşsunuz. Zenginin otelinde yangın çıkmış, çocuklar ölmüş, orada siz… Deprem olmuş, katliam olmuş; Müteahhidin de bakanın da karşısına siz dikilmişsiniz. Sokakta özgürlük sloganları atanların yanında, hapishanede tecrit edilenlerin; karakolda işkence edilenlerin yanında siz. Bir kadın şiddet görür, bir çocuk zulüm görür, emekliler sokakta darp edilir, öğretmenler gözaltına alınır, yanlarında siz. Sadece yasa maddelerinden, yargı kararlarından bahsetmezsiniz üstelik. Adliyeden sokağa çıkarsınız, direniş türküleri söylersiniz, özgürlük dersiniz, sokak dersiniz, umut dersiniz… Sizi hapse atmak için daha ne gerek?”


