7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan NATO Liderler Zirvesi öncesinde, kentte kamu güvenliği bahanesiyle alınan önlemler, anayasal hakkını kullanan yurttaşlara yönelik saldırılar ve dalga dalga yapılan operasyonlar gündemindeki yerini koruyor. Zirve öncesindeki bu süreçte uygulanan eylem yasaklarını, gözaltı ve tutuklama kararlarını ve yaşanan hukuki ihlalleri, süreci ilk günden itibaren yakından takip eden Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanı Ezgi Önalan ile konuştuk.
“Amaç NATO toplantısı öncesi devrimci ve demokrat kamuoyunu baskı altına almak”
Yolculuk: Son haftalarda gerçekleştirilen bu operasyonun siyasal ve hukuki niteliği sizce nedir? Bu operasyonlar ne amaçla gerçekleştiriliyor?
Ezgi Önalan: Son haftalarda gerçekleşen operasyonların hem zamanlamaları hem yerleri ve boyutları hem de içeriklerine baktığımızda operasyonların hukuki bir nitelik taşımadığı, herhangi bir kanuni dayanağı olmadığı ve NATO’nun Türkiye toplantısına hazırlık amacıyla talimatlı şekilde yapıldığı çok açık. Operasyonlarda kullanılan ortak suçlama “terör örgütü üyeliği” olsa da içeriklerinin boş olduğunu görüyoruz. Yapılan operasyonların bazılarında suçlama olarak sorulan soruların dahi yarısı NATO eylemlerine ilişkin. Dolayısıyla amacın NATO toplantısı öncesi devrimcileri ve demokrat kamuoyunu baskı altına almak olduğu çok açık.
Yolculuk: Türkiye’deki siyasi yargılamalar tarihine baktığımızda bu tür kitlesel tutuklamalara yabancı değiliz. 19 Mart ve 2024 yılının 1 Mayıs döneminde de çok benzer geniş çaplı bir tutukluluk dalgasına şahit olmuştuk. Bugün yaşanan NATO tutuklamalarını, geçmişteki bu tip dönemsel ve kitlesel operasyonlarla kıyasladığınızda, yargının konumu açısında ne söyleyebilirsiniz?
Ezgi Önalan: 15 Temmuz sonrasında yerleşik hale getirilmeye çalışılan bir sürekli OHAL durumundan söz edebiliriz. AKP’nin artık yargı bağımsızlığını göstermelik olarak dahi iddia etmediğini görüyoruz. Son yıllarda giderek artan tutuklama dalgaları aslında bize siyasi iktidarın sokak hareketlerinden ne kadar korktuğunu, bunu engellemek için giderek pervasızlaştığını gösterdi. Aynı Sulh Ceza Hakimlerinin bir yıl önce tutuklama yapmayı dahi düşünmediği bir 2911 eyleminden bir yıl sonra savunma dahi almadan onlarıca kişiyi tutukladıklarını görüyoruz. Talimatlı yargılamalar artık maskelenmeye dahi çalışılmıyor. Hakimler, savcılar, mahkemeler artık hukuka aykırı kararlarına gerekçe bulmak ya da en temel usul kurallarına bağlıymış gibi görünmek için bile çabalamıyor. Burjuva hukuku her zaman siyasi iktidarı ve sermayeyi korumakla görevlidir ama içinde bulunduğumuz zaman diliminde artık göstermelik “yargı bağımsızlığı” iddiası dahi kalmamış durumda.
“Kaynağı açıklanamayan her veri şaibelidir, bunlara dayanarak soruşturma yürütülemez”
Yolculuk: Bu dosyalarda suçlamalara ilişkin delil olarak ne sunuluyor ?
Ezgi Önalan: Öncelikle şunu söylemek gerek: Hem siyasi hem de adli dosyalarda son zamanlarda trend soruşturmaları “örgütü suç” kapsamında açmak ve bu sayede hemen dosyada kısıtlılık kararı vermek. NATO operasyonları kapsamında gördüğümüz tüm dosyalarda ksııtlama kararı var, yani dosyaları göremiyoruz, ancak ifade işlemleri sırasında müvekkillerimize sorulan sorulardan çıkarım yapabiliyoruz.
Bizim takip edebildiğimiz dosyalarda isnat edilen suçlamalara yönelik delillerin büyük kısmı barışçıl protestolardan ve sosyal medya paylaşımlarından oluşuyor. Bunun dışında usule aykırı şekilde telefon dinlemelerine, öğrencilerin kendi aralarındaki 100-200 TL’lik para alışverişlerine, akıl sağlığı yerinde olmayan itirafçıların beyanlarına “delil” dendiğini görüyoruz. Bunun dışında “istihbari bilgi” ifadesini dosyalarda sıkça görüyoruz. Kaynağı açıklanmayan her veri şaibelidir, bunlara dayanarak soruşturma yürütülemez, ancak dediğim gibi son zamanlarda yargı makamlarının usul kurallarına bağlı kalarak soruşturma yürüttüğünü göremiyoruz.
Yolculuk: Gözaltına alınan öğrencilere; 1 Mayıs, 6 Mayıs, ODTÜ Bahar Şenliği gibi anayasal koruma altındaki eylemler “örgüt üyeliği” delili olarak sunuldu. Bu eylemlere katılmak bir terör fiili midir? Bu durumun hukuki niteliği nedir?
Ezgi Önalan: Barışçıl protestolara katılmak suç değildir, bunlar nedeniyle kimseye “terör” suçlaması yöneltilemez. Ancak 80 darbesinden sonra ortaya atılan “terör” kavramını ve halktaki terör algısını AKP bilinçli şekilde sürekli beslemeye, genişletmeye çalışıyor. Kanunlar da yıllardır verilen mahkeme kararları da açık olmasına rağmen tamamen barışçıl sokak eylemlerinden oluşan yeni bir terör algısı yaratılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Öyle ki insanlar sokakta yaptıkları demokratik eylemlerden yargılanıp beraat etmelerine rağmen bir de “terör” dosyalarında karşılarına aynı eylemler çıkarılıyor. Bunun hukuki bir niteliği de dayanağı da yok.
“Saldırılar avukata değil, savunma hakkına yöneliktir”
Yolculuk: Ankara TEM’de bir müvekkilin ve duruma itiraz eden ÇHD’li avukatın darp edildiği basına yansıdı. Ters kelepçe, baş eğdirme çabaları ve avukata yönelik bu şiddet sarmalı hakkında neler söylersiniz?
Ezgi Önalan: Ankara’da gördüğümüz, meslektaşımıza yönelen şiddet olayı tabi ki münferit değil. Yıllardır artarak çeşitli şekillerde kolluğun ve yargı mensuplarının avukatlara özellikle siyasi dosyalarda düşmanca tavırlarını görüyoruz. Mahkeme salonlarından karakol koridorlarına kadar avukatlar sürecin dışına itilmeye çalışılıyor, birçok şekilde avukatlık saldırıların hedefine alınıyor. Bu aslında avukata değil temsil ettiği şeye, kişilerin savunma hakkına yönelik bir politika. Yıllardır birçok şehirde birçok örneğini gördük, avukata yönelen saldırı politikası giderek daha fiziksel hale geliyor. Ankara ÇHD üyesi arkadaşımıza yönelen saldırıya karşı da tabi ki hukuki sürecin takipçisi olacağız.
Ters kelepçe ve başı öne eğme ile birlikte özellikle bu görüntülerin yandaş basına servis edilmesini son zamanlarda daha çok görüyoruz. Bu davranış aslında gerçekten “suçla ya da suçluyla mücadele” gibi bir hedefin ortada olmadığını, operasyonların tamamen muhalifleri sindirmek için yapıldığını açıkça gösteriyor.
“Adaletin kanunlarla değil mücadeleyle kazanıldığını biliyoruz”
Yolculuk: Bundan sonraki süreçte dosyada ve yargılamanın devamında neler olmasını, nasıl gelişmeler yaşanmasını bekliyorsunuz?
Ezgi Önalan: Bu süreçte önümüze çıkan dosyalarda fazla sayıda tutuklama oldu. Bu tutuklama kararları birçok sebeple hukuksuz ve çok sürmeden herkesi geri alabileceğimizi düşünüyorum. İçeriksiz, hukuksuz bu dosyalardan ceza kararları da beklemiyorum. Ama zaten cezalandırma aracı olarak tutuklama giderek yaygınlaştığı için aslında tutuklamaların cezanın kendisi olduğunu unutmamak gerek. Giderek arttırılan bu uygulamanın derhal sona ermesi gerekiyor. NATO’ya hazırlık olsun diye tutuklanan herkesi geri alacağız, işlerinden, okullarından, arkadaşlarından, ailelerinden ayrı bırakıldıkları her gün için hukuki yolların tamamına başvuracağız. Ama adaletin kanunlarla değil mücadeleyle kazanıldığını biliyoruz. Bu nedenle mücadele edenlerin yanında olmaya devam edeceğiz.



