Tarih bir kez daha tekerrür ediyor dersek yanıltıcı olmaz. Teşbihte hata da. Yüz yılı aşkın bir zaman önce İşgal İstanbul’unda Boğaz’da demirleyen İngiliz zırhlıları vardı. Ardından 6. Filo’ya misafirperverlik. Bugün ise müşterek sıfatıyla Anadolu Kavağı’nda bir Deniz Unsur Komutanlığı kurulması haberi.
Üç gün önce Boğaz’da Türkiyeli bir tankerin vurulmasının ardından emri verenlerden ve planı uygulayanlardan hesap sormak yerine sessizliğe gömülen iktidarın Blackrock CEO’su Larry Fink’i İstanbul’da ağırlaması. Ticaret ve Maliye Bakanları’nın Fink ile görüşmesi.
ABD-İsrail saldırganlığı sürerken yine geçtiğimiz günlerde Adana’da kurulması planlanan NATO Çok Uluslu Karargahı’nın 6. Kolordu bünyesinde kurulması haberleri.
Trump tarafından Türkiye’ye “aferin” verilmesi ve iktidarın emperyalistler tarafından biçilen “bizim çocuklar” rolünü tam teşekküllü biçimde yerine getirmekten imtina etmemesi.
Bakmayın siz sahte efelenmelere.
İsrail ile ticareti bir milim dahi kesmeyen aksine ticaret hacmini artıran, İsrail’e silah üreten kendileri değilmiş gibi kabadayılık taslayanlara.
“Ticareti kestik” denmesine rağmen, İsrail resmi verilerinde 2025-2026’da Türkiye kaynaklı ihracatın devam ettiğine dair haberler art arda geliyor. TBMM’ye verilen soru önergeleri yanıtlanmıyor. Üstelik bu soru önergelerinde somut gerçeklerin yanıtlanması bekleniyor. Sorular ise basit! “TÜİK dış ticaret istatistiklerinde İsrail ülke kodunun yer almaması” ve “TÜİK’te yer alan ‘Gizli Ülke’ başlığı altındaki 2,1 milyar dolarlık 2025 ticaret hacmi hangi ülke veya ülkelere aittir?”
Ticaret Bakanlığı 29 Mart tarihli açıklamasında bu soruları yalanlayarak bir açıklama yapsa da sorulara dair yanıtlar halen verilmemiş durumda.
Yukarıda bahsettiğimiz Anadolu Kavağı’nda kurulması planlanan Deniz Unsur komutanlığının Ukrayna-Rusya savaşında Ukrayna lehine hareket pozisyonu alabileceğine dair haberlerin ve yorumların ortaya çıkması da gösteriyor ki, Türkiye’ye önümüzdeki dönemde Karadeniz’de emperyalizm tarafından biçilen misyon çerçevesinde hareket kabiliyeti tanınıyor.
Fatih Yaşlı’nın sosyal medyada yaptığı paylaşımlara göre bu plan NATO bünyesinde faaliyet gösteren bir unsur olmak yerine, ucu 2026 Ocak ayında Zelenski, Macron ve Starmer tarafından yapılan “Ukrayna Görev Gücü” anlaşmasına kadar uzanıyor. Bu anlaşmaya göre Karadeniz’e asker yerleştirme düşünülüyordu. Yaşlı’ya göre güç dengeleri bakımından bunun mümkün olmadığı gözükürken söz konusu planlamanın Fransa ve İngiltere tarafından Türkiye’ye biçilen rol vardı. Zira Ocak ayında Zelenski, Macron ve Starmer görüşmesinde de “Türkiye’ye büyük görevler düşüyor” vurgusunun bu ihtimali güçlendirdiği ifade ediliyordu.
Dolayısıyla kurulması planlanan komutanlığın emperyalizmin yönelimleri çerçevesinde yer aldığı muhakkak.
İşte tam da bu anlamda görülmektedir ki Türkiye, uzun yıllar dizayn edildiği biçimiyle NATO, ABD ittifakının görev gücü, askeri olmaktan çıkamaz. Türkiye bir tahkimattır ve tahkimatın gereğini layığıyla yerine getirmektedir.
Evet. Türkiye işgal durumundadır ve bu işgal Türkiye’nin NATO’nun, emperyalizmin bölgesel hamlelerinde ön cephe olarak kullanılması anlamına gelmektedir.
Türkiyeli dışişleri bakanının İran’a uyarı yapan ancak siyonist ve emperyalist cepheye sesini çıkarmayan bildiriye imza atması, ardından “Savaşın uzaması halinde bölgede İran karşıtı daha geniş bir koalisyonun oluşması” uyarısı bu cephenin oluşma sinyalidir. Hürmüz boğazı üzerinden Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan olarak petrol akışını yönlendirmek amacıyla kurulacak olan konsorsiyum da aynı göreve hizmet etmektedir.
Açıkça ifade etmek gerekirse bu uyarılar, misafirperverlikler, konsorsiyumlar, görev güçleri sömürgecilik ilişkilerinin yansımasıdır. Kurulacak üsler, Orta Doğu’da halklara dönük saldırganlığın tetikçiliğidir. İçeride artan baskı rejimi ise tam da bu noktada şekillenen iç tahkimatın ta kendisidir.



