yolculuk
29 Ağustos 2026 Cumartesi
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
yolculuk
No Result
View All Result

Devrimci Hareket: Devrimci Yol nostaljinin değil sınıflar mücadelesinin konusudur

Ağustos 29, 2026

Devrimci Hareket dergisinde “Devrimci Yol nostaljinin değil sınıflar mücadelesinin konusudur” başlıklı bir yazı yayımlandı. Yazının tamamı şöyle:

Devrimci Yol nostaljinin değil sınıflar mücadelesinin konusudur

Eğer bugün aradan geçen 46 yılın gösterdikleri de dikkate alınarak 12 Eylül’ün ne olduğu, neyi amaçladığı, kimlerin hangi bağlamlardaki ihtiyacı olduğu değerlendirilecek ve antitezi, sınıfsal karşıtlığı vb. aranacaksa aydınlatıcı ve yol gösterici adresin Devrimci Yol olduğunu söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.

Görmek, anlamak ve öğrenmek isteyenler için son 50 yıllık süreç pek çok şeyi açığa çıkardı. Bunlardan öğrenmek, dersler çıkarmak yerine kimisi, Devrimci Yol’un THKP-C’nin neden devamı olamayacağını, şakası bile yapılamayacak türden yetersizliklerle malul yöntemlerle kanıtlamaya çalışırken; hayatında faşizme bir taş dahi atmamış bir başkası, Devrimci Yol’u silahlı direniş yapmamış olmakla eleştiriyor.

Sayfalarımızı bu kişisel hezeyanlara yanıt vermekle doldurmayacağız. Bunun yerine 46 yıl sonra bugün geçmişi kişisel aynalarda kırıp tüketme yarışı yapanların aksine, Devrimci Yol’un ne olduğunu ve ne olmadığını, bugüne izdüşümlerini vb. anlatmaya devam edeceğiz.

Sorunların olduğu kadar, çözüm arayışlarının da bulandığı, sistemle arasında kalın çizgiler çekmesi gereken alternatif arayışlarının, nitelik bozucu sızıntılara açık hale geldiği bir süreçten geçiyoruz. Niteliğin yerini giderek günü kurtaracak atraksiyonların, biçim ve sembollerin aldığı, güncel üretimin anılarla ikame edildiği bu süreçte artık, ihtiyacın doğru tanımı, nelerin yitirildiğinin doğru tanımı ile yakından ilintilidir.

Semboller, kişiler, anılar, köken ve benzeri elbette önemlidir. Ne var ki emperyalizmin, küresel yalan havuzunda halkları boğmayı yeni bir siyaset tarzı olarak geliştirdiği; ezileni ezilene, özneyi bizzat kendisine tasfiye ettirerek veya itaatin/rızanın içselleşmesini sağlayarak karşıtlarını zayıf düşürdüğü günümüzde, anılarla yetinmek olsa olsa bir emeklinin nostaljik ihtiyaçlarını karşılamaya hizmet eder.

Dışarıdan bakanlar için, örneğin Küba’ya her gidenin “kendi Küba’sını” keşfetmesi gibi Devrimci Yol, temel veya tali öneme sahip çeşitli nitelikleri ile o döneme ait kimi görüngülerle değerlendirilebilir. Ama Devrimci Yol gerçekliği, kimilerinin sandığı veya iddia ettiği denli göreli veya kaygan değildir.

“Devrimci Yol bir yaşam biçimidir” demek, “Devrimci Yol’un bugünkü anlamı nedir” sorusuna bir yanıt değildir. Devrimcilik, başlı başına bir değer, bir yaşam biçimidir. Ne var ki Devrimci Yol, tüm yerel ve dönemsel özelliklerine rağmen, Marksizmin Türkiye koşullarında yeniden üretilmiş bir okuma, değerlendirme ve okuduğunu hayata geçirme biçimidir. Bugün bu konunun yanıtlanmasında rastlanılan tutukluk veya şekilsizliğe varan esneklik, yaşanan devamlılık kopmasıyla, maddi ve ruhsal uzaklaşmayla doğrudan ilintilidir.

Amacımız kimseyi suçlamak, hafife almak değil. Ama Devrimci Yol’un ne olup olmadığı, bugün nasıl değerlendirilmesi gerektiği, öznelleştirilebilecek veya hatır için yanlış tarifine göz yumulabilecek bir olgu değildir. Bu bağlamda Devrimci Yol’dan bugün de anlaşılması gereken, Türkiye’nin Marksizm’i olmak; sistemin de soldan sisteme doğru döşenen adımların da panzehrini üretmektir.

Bugün solun neler yitirdiğini görmek, nelere ihtiyaç olduğunu görebilmenin ilk adımıdır. Devrimci Yol, siyasal yaşam dahil her olguya, büyük resim içinde bakabilmenin; yerelle geneli, anla tarihi, aynı yöntem içinde ele alabilmenin adıdır.

Kimilerine abartılı gelebilir ama bugün solda yaşanmakta olan hemen her sorunu, Devrimci Yol’un kazanımlarının süreç içinde unutulması veya yıpratılması ile ilişkilendirmek mümkündür.

Bunu nasıl anlamak gerekiyor? Örneğin Devrimci Yol, Sovyetlerdeki bürokratikleşmeyi en kapsamlı biçimde eleştiren ama bununla yetinmeyip Türkiye devriminin benzer sonuçlar doğurmaması için alternatif üzerine kafa yoran ve bu konuda pratik adımlar atmış olan bir harekettir. Bugün kimi yapılarca Türkiye solunun Sovyetlerin uydusu olduğu, kendi üretimini gerçekleştiremediği biçiminde eleştiriler yapılabiliyor veya halk meclisleri, komite ve konseyler de dahil atılan pratik adımlar Türkiye solunun bilmediği yeni bir üretim gibi gösteriliyorsa; bunda, kendi dışındaki üretimlere karşı ilgisizlik–özensizlik kadar, süreçteki Devrimci Yol eksiğinin payı vardır.

Belki bugün 45-50 yıl öncesine gidip kimi yerel, dönemsel olgulara dair tartışmaları tazelemenin bir anlamı, yararı yok. Ama doğal gelişim seyri içinde çok daha zengin pratiklerden geçip, ileri bir noktaya ve kavrayış düzeyine ulaşmış olması gereken solun, adeta, büyüyen bir çocuğun geri küçülmesi gibi 1980 öncesinin kavrayış düzeyinin ve ölçülerinin gerisine düşmesi düşündürücüdür.

Bugün THKP-C ile Devrimci Yol arasında basit düz devamlılıklar aramak yerine Devrimci Yol’un ne kadar farklı olduğunu, bu farkın nedenlerini ve önemini anlatmak çok daha doğru ve gereklidir. Yer yer yine Devrimci Yol adına yapılan ve manipülasyona varan kimi anlatım ve paylaşımlar karşısında da ayrıntılara varan yanıtlar vermek de ne yazık ki zorunlu hale gelmektedir.

Geleceğin Yol’u geçmişin sömürüsü üzerine bina edilemez

Baştan söyleyelim, kimseyle Devrimci Yolculuk yarıştıracak değiliz. Kaldı ki Devrimci Yolculuk yarıştırılacak türde bir olgu da değildir; bir duruş, bir kimliktir; ideolojik politik bir hat, bir dünya görüşüdür; teorik ve pratik gerekleri vardır. Tarihi kendisiyle açıklamak, resmi tarih yazıcılarının işidir. Bir çeşit öznelleştirmedir. Tarihin gerçek yazıcıları buna ihtiyaç duymazlar.

“Devrimci Yolculuk ne değildir” diye bir duruş ve değer seti oluşturulacak olsa, belki de en başa dar grupçuluk, tekelcilik ve “ben yaptımcılık” konulmalıdır. Daha da önemlisi, Devrimci Yolculuk, tüm ezilenlerin, devrimden yana çıkarı olan tüm sınıf ve tabakaların süreçteki varlığını önemser ve halk saflarındaki tüm siyasal yapılarla birleşik zeminde, içeriksiz sözler söylemek yerine birlikte yürümeyi devrim ciddiyeti olarak görür.

Devrimci Yol’la beraber anılması gereken sınıfsal bakış, bir söz veya slogan değil, mücadelenin her kesitine, her analize içerilmesi gereken bir niteliktir. Emperyalizm denilince, kişiler değil sermayenin tekelleşmiş, merkezileşmiş ve küreselleşmiş niteliği kastedilir. Faşizm denilince, akla tekelci sermayenin azami çıkarları çerçevesinde başvurulan şiddet gelir. Sermaye bu kapsamda dini de milliyetçiliği de kullanır; ama bu, yürütme erkinin, başkanların vb.nin dar niteliği ile tanım yapmayı gerektirmez.

Bizimki gibi ülkelerde yeni sömürgecilik olgusu, uluslararası yeniden iş bölümü, diğer bir ifadeyle emperyalizmle kurulmuş bağlar, dikkate alınmadan yapılacak tanımlar; sınıfsal kökeni, arka planı, asıl hedefi atlayarak yalnızca uygulayıcıyı, uygulayıcının kişisel niteliklerini görmeyi beraberinde getirir. Bu yanılgı, hedef şaşırmayı olduğu kadar, mücadele başlıklarında da müttefik seçiminde de saf tutmada da yanılgıyı beraberinde getirir. Bugün bir çeşit “sosyal demokratlaşma” olarak da tanımlayabileceğimiz sistem içi tercihlerin duruş ve arayışların arka planında bu sınıfsal bakış eksiği/yetersizliği yatmaktadır.

Devrimci Yol’u Devrimci Yol yapan niteliklerden biri de olguları sınıfsal adıyla tanımlamak, sınıfsal adıyla çağırmaktır. Daha önce de çeşitli biçimlerde emperyalizme “imparatorluk” denildiğini, sınıflar savaşının “medeniyetler çatışması” kavramıyla üzerinin örtülmeye kalkıldığını gördük. Bugün de emperyalizm yerine “emperyal” kavramının kullanılması, olgunun sınıfsal özünü gizlerken, “emperyalist” kelimesi doğrudan kapitalist üretim ilişkilerine ve sermaye egemenliğine işaret eder.

Benzer şekilde emperyalizmle başından beri girilen bağımlılık ilişkisi içinde sömürge tipi faşizmin kurumsallaştığı ve süreklilik kazanıp darbeler eşliğinde adım adım derinleştiği ülkemizde hala, faşizmden değil İslamcı faşizme doğru sürüklenmekten söz etmek, devlet biçimi tartışmalarında Devrimci Yol’un 50 yıl önce mahkûm ettiği anlayışlarla yan yana düşmektir.

Dünya ölçeğinde emperyalizmi ve dönemsel saldırganlığını (açık emperyalizm diyebiliriz) Trump’la açıklamak nasıl temel önemde bir yanılgı ise çeyrek asırdır AKP ile uygulanan politikaları, Erdoğan ve partisiyle, onların İslamcı duruş ve niteliği ile açıklamak, sermayenin sınıfsal nitelik ve tercihleri üzerinden atlamak olur ki bu, hemen her söz ve eylemde, saf tutma ve tercihte yanılgıya düşmenin zeminini oluşturur.

Kullanılan kavramlar gibi onlara yüklenen içerikler de kişiyi/yapıyı ele verir. Demokratik devrimini tamamlamamış olan Türkiye’de, emperyalizm tanımına bağlı olarak bugün artık hiçbir demokratik dönüşüme burjuvazinin eşlik veya önderlik edemeyeceği, demokratik devrimin görevinin kesintisiz mücadele içinde tamamlanarak sosyalizme evrileceği, Leninizmin en temel tezlerindendir. Lenin bunu “devrimci mücadeleyi tüm demokratik taleplerle ilgili program ve taktiğe bağlamak zorundayız” sözleriyle özetler.

Bu gerçekliği bilen, sınıfsal muarızlarıyla tartışan, teorik ve pratik anlamda gereğini yerine getiren Devrimci Yolcular bugün bu içerikle taban tabana zıt tanımlar yapmaz; yapmamalıdır.

AKP sürecinde yine sermayenin azami karları gereği, bir çeşit darbe iklimine geçildiği, nispi demokratik unsurların dahi tasfiye edildiği, biçimsel de olsa cumhuriyet, laiklik vb. adına ne varsa ortadan kaldırıldığı doğrudur. Ancak bunu Gelecek Yol’da sitesinde yer alan “Başlarken” başlıklı yazıda olduğu gibi “Batılılaşma yöneliminin çarkının Orta Doğululaşmaya çevrildiği çok net bir karşı devrim hamlesi” olarak tanımlamak, aynı cümlede birden çok hata yapmaktır.

Birincisi mesele, “batılılaşma-doğululaşma” değildir; ihtiyaca bağlı olarak yeni sömürgecilikte güncellemedir, bizzat ABD emperyalizminin ve Türkiye oligarşisinin ihtiyacıdır.

İkincisi, burjuva demokratik devrimini tamamlamamış Türkiye’de AKP sürecini “karşı devrim” olarak tanımlamak, önceki süreci tamamlanmış bir devrim olarak görmek anlamına gelir.

Dilimize varmıyor ama bu analizin, sol veya ulusalcı-sol literatürde sıkça rastlanan, sınıfsal analizi kültürel bir ikileme kurban eden ve tarihsel materyalizmi saptıran yapısal zaafı barındırdığını söylemek durumundayız.

Niyet bu mu bilmiyoruz ama söz konusu metin; emperyalizmin ve özel yetkili partisi AKP’nin Türkiye’deki esas misyonunu (kamusal varlıkların özelleştirilmesi, güvencesiz emek rejimi, doğanın talanı, sermayenin mutlak egemenliği ve bölgede taşeron roller üstlenmesi) analiz etmek yerine, meseleyi bir “eksen kayması” veya “Orta Doğululaşma” sorununa indirgiyor.

Sınıfsal bakış açısı için, “batılılaşma” veya “doğululaşma” üretim ilişkilerinin özünü değiştirmez. Batı tipi bir kapitalizm de Doğu tipi bir otoriter kapitalizm de işçi sınıfı için aynı sömürü mekanizması anlamına gelir. Metin, yapısal sömürüyü eleştirmekle başlıyor gibi görünse de neticede burjuva modernleşmesinin kültürel kodlarını savunma çizgisine kadar geriliyor, daralıyor.

AKP’yi eleştirmek için çokça neden var. AKP gökten zembille inmedi. Doğrudan emperyalizm imalatı bir partidir. Gazze’deki tavrı dahil, her konuda eleştirmek için çokça neden vardır. Ancak “Abraham Anlaşmaları’nı imzalama noktasına kadar sürüklenmiştir.” dediğiniz zaman bir şeyleri karıştırmış olursunuz. Çünkü Abraham Anlaşmaları, doğrudan İsrail ile BAE, Bahreyn, Fas ve Sudan gibi Arap ülkeleri arasında imzalanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti (AKP Hükümeti) bu anlaşmaların tarafı veya imzacısı değildir.

Öyle görünüyor ki adeta bir telaşla, ayağının altındaki toprak kaymaya başlayınca, çala kalem dünü de bugünü de mücadele tarihini de kendisiyle açıklayıp rol çalmaya çalışmanın sonuçları bu hataları yaptırıyor.

Özetle, geçmişe yapılacak en büyük haksızlıklardan biri, bir “miras” muamelesi yapmak ve bunun küçük hesaplarına o geçmişi kurban etmektir.

Devrimci Yol’un sınıfsal niteliği, devrim anlayışı, örgüt anlayışı ve çalışma tarzı ile yaşanan kopuş sonrasında bugün yazılıp çizilenler, adla veya amblemle aşılacak türden değil. “YOL dergisi, ülkemizin içine sürüklendiği bu zorlu koşullar altında soldaki ideolojik karmaşanın yarattığı dağılma ortamında bir mücadele zemini olarak başladığı yayın hayatını, GELECEK YOL’da sitesi ile çoğaltıyor” iddiası ve görünür ufku için söyleyecek çok şey var. Şimdilik ve kısaca söylemek gerekirse bu ideolojik ve politik savrulmanın bizi şaşırtmadığını ama gerçekten üzdüğünü söylemek yeterli olacaktır.

Devrimci Hareket

29 Ağustos 2026

 

Tweet

Önerilen İçerikler

Yolculuk Çeviri | Barikattan öğrenmek: Marx, Engels ve 1848 Haziran Günleri ayaklanması

Yolculuk Çeviri | Barikattan öğrenmek: Marx, Engels ve 1848 Haziran Günleri ayaklanması

Haziran 26, 2026
Kuyu tipi hapishanede işkence Meclis’e taşındı

Kuyu tipi hapishanede işkence Meclis’e taşındı

Temmuz 15, 2026
NATO Zirvesi öncesi Türkiye geneli ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltına alındı

NATO Zirvesi öncesi Türkiye geneli ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltına alındı

Temmuz 5, 2026

Pöpüler İçerikler

  • Adalet Komisyonu Çerçeve Yasa Teklifini kabul etti

    Devrimci Hareket: Bugün “kral çıplak” demek olmazsa olmaz önemdedir

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Devrimci Hareket: Türkiye-İsrail gerilimi

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Mücadele dersini öğretmenler veriyor – Çağla Tanışlar yazdı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Yolculuk Çeviri | İran ve küresel gücün yeni kuralları: Amerikan hâkimiyetinin yapımı ve yıkımı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Ya AKP’ye ya Silivri’ye: Korku siyasetine karşı örgütlü direniş – Tuner Tekin yazdı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Blog
  • Çeviri
  • Dünya
  • Gündem
  • Sınıfsal Bakış

Adali Labs tarafından üretilmiştir.