yolculuk
4 Temmuz 2026 Cumartesi
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
yolculuk
No Result
View All Result

Deniz Göktaş’ın Tutuklanması, Gerçeklerden Söz Etmeyen Sanat Sanat Değildir!.. – Tuner Tekin yazdı

Temmuz 4, 2026

“Kendi zamanını temsil etmeyen bir tiyatro, bir edebiyat, bir sanatsal ifade biçiminin hiçbir önemi yoktur.” – Dario Fo

​İtalyan tiyatro yazarı ve yönetmeni Fo, sanatın yalnızca estetik bir faaliyet olmadığını, gerçek değerini tarihsel ve ahlaki bir sorumluluk üstlendiği ölçüde kazandığını anlatır bu cümlesiyle. Onun beslendiği sosyalist anlayışa göre sanat; yaşadığı döneme tanıklık ettiği, karanlığa ve adaletsizliğe ayna tuttuğu ölçüde anlamlıdır. Bunun tersine bir sanatçı kendi çağının acılarına sırtını döndüğünde ise bunu bilinçli olarak tercih etmese bile, egemen düzenin çarkına su taşımaktan kurtulamaz. Ancak halkın ve haklının yanında yer almak hem cesaret ister hem de bedel ödemeyi gerektirir. Gerçek sanatçı, bir aydın buna göğüs germeyi, korkunun üzerine yürümeyi bilendir.

​Deniz Göktaş genç bir stand-up’çı. Adı Deniz Gezmiş’ten geliyor. Devrimci güçlerin hakim olduğu Ankara Mamak’ta devrimci bir geleneğin aktif unsuru olan bir babanın çocuğu olarak büyümüş. Kendi anlatımıyla: “Aydın olmanın çok övüldüğü bir evde”. “Bizim evde aydın, hapisteki aydın, sürgüdeki aydın, ölü aydın. Aşağıdan yukarıya doğru sevgi ve saygı artar. Ölüyseniz evde bir posteriniz olur, hapisteyseniz günde en az bir kere hakkınızda konuşulur.” diyor.

Tüm bunların üstüne hala sosyalist geleneğin güçlü izlerini taşıyan ODTÜ’de eğitim görmüş olmasının onun bakışını şekillendiren halkalar olduğunu, onu beslediğini ve ürettiği sanata şekil verdiğini anlıyoruz.

Deniz, “Ölü Deniz” isimli son stand-up gösterisini büyük dijital platformlara satarak daha güvenli ve daha kazançlı bir yolu tercih etmedi, ücretsiz izlenebilecek YouTube’da yayımladı. Bu satırların yazıldığı sırada gösteri 10 milyon kere izlenmişti. Keskin bir politik hiciv denebilecek gösteriyi izleyen çoğu kişinin aklında hemen şu belirmişti: “Bu gösterinin bedeli ne olacak?”

Öyle ya, yargının siyasal iktidarın hassasiyetlerine göre tavır aldığı, en temel hak ve özgürlüklerin yok sayıldığı, NATO’yu protesto ettiği için insanların tutuklandığı, ana muhalefet partisinin başına “kayyum” atandığı, belediye başkanlıklarına tabiri caizse çöküldügü, emekçi halkın ekonomik yıkım içine itildiği, grevlerin yasaklandığı bir ülkede bu gerçekleri sanatına konu etmekten çekinmeyen birisinin başına bir şey geleceği endişesi kadar normal ne olabilirdi. ​

Babasının sözleriyle “dizi oyuncularını bile gözaltına alırlarken onu niye almıyorlardı, yoksa iş birlikçi miydi?”

Baba politik tecrübesiyle biliyordu ki, sessiz kalmak ya da kendi konfor alanında uzlaşmak, rejimin bir parçası olmak anlamına gelmektedir gerçekte. Eğer sistem sizi tehdit olarak görmüyorsa, onun tekerine yeterince çomak sokmamışsınızdır. Dün çıkan tutuklama kararı ile birlikte sistem Deniz’in “biletini kesti” ve onu hem babasının gözünde hem de bu ülkenin muhalif mizah tarihi nezdinde tamamen aklamış oldu. Rejim Deniz’e bir bakıma onun düzenle uzlaşmadığının devlet onaylı, mühürlü belgesini ve dolayısıyla bir övünç madalyası da verdi.

“Komedi, mevcut durumun altüst edilmesini mümkün kılar” der Dario Fo. Deniz’in gözaltında çekilmiş ters kelepçeli fotoğrafının basına servis edilmesi de tutuklanması da rejimin bu altüst olma halinden ne kadar ürktüğünü açıkça gösteriyor. Sadece elinde mikrofonla sahneye çıkan bir komedyeni tutuklamak, hiç kuşkusuz politik bir sindirme hamlesidir. O kelepçeyi takan ve o tutuklama kararını veren “devlet aklı”, Deniz’in şahsında toplumsal muhalefetin iradesini kırmayı hedefliyor. Kendi tabanlarına bir “ganimet” sunarken, dışarıya da “Sizin o çok zeki bulduğunuz, salonları dolduran adamı işte böyle dört duvar arasına koyarız” mesajı veriyorlar.

Bu y​aşananlar kimse için sürpriz değil. Deniz için de değildi. Yani bir “kaza”ya uğramadı o. Gösterisinde, metni önceden gören hukukçuların kendisine “Aman ha, seni mahvederler” mealinde uyarılar yaptığını açık açık anlatıyordu. Yani Deniz, bu ülkenin adalet mekanizmasının neye, nasıl reaksiyon vereceğini çok iyi biliyordu; önündeki cenderenin, yürümek üzere olduğu adliye koridorlarının ve parmaklıkların farkındaydı.

​Mizah, özellikle de politik mizah, hiçbir zaman sadece bir “güldürü” aparatı olmamıştır. O; otoritenin, kutsalların ve dokunulmaz ilan edilen güç odaklarının maskelerini tek bir cümleyle aşağı indiren en güçlü silahlardan biridir. Tam da bu yüzden diktatörlüklerin ve faşist rejimlerin hedeflerinden biri mizahçılar olmuştur.

​Tarih bunun devasa örnekleriyle doludur: Charlie Chaplin, faşizmin dünyayı kasıp kavurduğu 1940 yılında Büyük Diktatör filmiyle Adolf Hitler’in o heybetli karizmasını tek bir dans sahnesiyle yerle bir etmişti. Muktedirlerin en çok korktuğu şeyi yapmış, korku duvarlarında gedik açmıştı. Kendi topraklarımıza baktığımızda da tablo değişmez. Örneğin Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz gibi aydınların çıkardığı efsanevi Marko Paşa dergisi dönemin baskıcı rejimine karşı halkın sesi olmuştu. Dergi kapatıldıkça “Malum Paşa”, “Merhum Paşa” adlarıyla yeniden çıktı; yazarları hapsedildi ama o sarsıcı mizah çizgisi teslim alınamadı.

Normal şartlarda bir komedyenin başarısı bilet satışlarıyla ölçülür; bizim gibi ülkelerde ise çıta çok daha yüksektir: Eğer parmaklıklar arkasına gönderilmiyorsanız, zamanınızı yeterince iyi temsil edememişsiniz demektir. Eğer rejim tarafından taltif ediliyorsanız o zaman da saray soytarısınızdır, büyük ihtimalle.

​Peki, hukukçuların “mahvederler” dediği, yargının ise dün jet hızıyla tutuklamaya bağladığı o şakalar gerçekte neydi? “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik”. İktidarın, ihtiyaç duyduğu her an başvurduğu, her kapıyı açan iki maymuncuk. Erdoğan’ı, Saray Rejimi’ni eleştirenleri susturmanın en işlevsel araçları yani.

Gerçek gerekçe ise çok daha açıktır. Saray rejimine ve onun sarsılmaz olduğu iddia edilen kudretine yöneltilen o sivri oklar iktidarı çok rahatsız etmiştir. Deniz, iktidarın temsil ettiği “üstünlerin hukuku”nu, iktidar sahiplerinin kuşandığı cezasızlık zırhını ve adaletsizlik düzenini kara mizahın keskin diliyle görünür kıldığı için hedef seçildi. Yaptığı şey halkın öfkesine tercüman oldu. Çığ gibi büyüdü.

İşlediği en büyük “suç” ise insanları düşündürmesi, güldürürken cesaret vermesi ve “yalnız değiliz” duygusunu büyütmesidir. Asıl rahatsızlık buradadır. Bu nedenle “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlaması, çoğu zaman gerçek fiilin değil, halka cesaret aşılama ve iktidarın kurmaya çalıştığı sessizlik düzenini bozmanın kod adından başka bir anlam taşımamaktadır.

Son dönemde tanık olduğumuz. etliye sütlüye karışmayan sanatçılardan Türkiye’nin en çok izlenen Deniz gibi komedyenlerine kadar varan bu gözaltı ve tutuklama furyası, son derece bilinçli bir yönetim stratejisi aslında. Rejimin amacı, toplumun her kesimine “Kimse güvende değil, her an her şey olabilir” endişesini yayarak korkuyu sinsi bir yönetim aracına dönüştürmektir.

​Bu arada söz konusu hukuksuzluk, hak ve özgürlük düşmanlığı Türkiye’ye mahsus da değil. Yaşadığımız dönemin ruhu bir bakıma. Hem dünyada hem de Türkiye’de yaşanan bu keskin gelişmeler, çok daha büyük bir yapısal krizin tezahürü. Egemenler içlerine düştükleri kriz ve paylaşım kavgasında, kitleleri rızayla yönetemiyor. Sistem o kadar büyük bir ekonomik ve siyasi tıkanmışlık içinde ki, artık toplumsal muhalefete karşı en ufak bir esnekliğe dahi tahammülü yok. Ekonomik ve siyasal sıkışma derinleştikçe toplumsal muhalefete karşı daha sert yöntemlere yönelmekte. Geçmişte sığındıkları o “demokratik, hukuka saygılı” görünme oyunu bile fazla, ötesi gereksiz bir yük. Maskelerini tamamen fırlatıp acımasız bir bastırma politikasını devreye sokuyorlar. Bu çıplak zorbalık, sıkışmışlıklarının en net kanıtı.

​Sonuç olarak bugün hedef alınan yalnızca Deniz Göktaş değil; eleştirel düşünce, politik mizah ve toplumsal muhalefetin kültürel alandaki görünürlüğüdür.

​​Egemenler korkuyu büyüttükçe itaat üreteceklerini sanıyorlar. Oysa tarih bunun tersini defalarca gösterdi. Baskı, yalnızca korkuyu değil; ona karşı direnci de büyütür.

​Dario Fo’nun belirttiği gibi, kendi zamanını temsil etmeyen sanatın bir önemi yoktur. Kendi zamanını temsil eden sanat ise çoğu zaman alkıştan önce baskıyla, ödülden önce cezayla karşılaşır. Ama geriye dönüp bakıldığında hatırlanan, baskının gücü değil; o baskıya rağmen kendi çağının tanığı olmayı seçenlerin bıraktığı izdir. Kendi zamanını gerçekten temsil eden sanat, onu susturmaya çalışanlardan çok daha uzun yaşar. Kelepçelere de hapishanelere de sığmaz.

…

Recep Baba’yı Kaybettik.
Onu pankreas kanseri gibi acımasız bir hastalığın pençesinde yitirdik.
Mübadelenin savurduğu bir ailenin evladı olarak Yunanistan’dan Niğde’ye uzanan zorlu bir hayatın içine doğmuştu. Ömrü boyunca emeğiyle ayakta durmaya, ailesini ayakta tutmaya, çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakmaya çalıştı. Mert, inatçı ve mücadeleden vazgeçmeyen gerçek bir Anadolu insanıydı. Hayatın önüne çıkardığı nice güçlüğü aşmıştı; son sınavını da aynı dirençle karşılayıp yenebileceğine inandı. Elinden gelen her şeyi yaptı, ama bu kez olmadı.
Ardında acıları son bulduğu düşüncesiyle teselli arayan, fakat onunla paylaştıkları anıları hatırladıkça gözleri dolan sevdiklerini bırakarak bu dünyadan göç etti. İyi bir insandı. Onu tanıyanların yüreğinde, emeğiyle, dürüstlüğüyle ve bıraktığı izlerle yaşamaya devam edecek. Toprağı bol olsun, anısı daima yaşasın.

Tweet

Önerilen İçerikler

1 Mayıs’ı Kim Bölüyor! – Volkan Tozan yazdı

1 Mayıs’ı Kim Bölüyor! – Volkan Tozan yazdı

Nisan 30, 2026
Yolculuk Çeviri | Bolivya’da sokağın tansiyonu yükseliyor

Yolculuk Çeviri | Bolivya’da sokağın tansiyonu yükseliyor

Mayıs 27, 2026
Almanya’da askerlik yasası değişti: Yurtdışına çıkanlar ordudan izin alacak

Almanya’da askerlik yasası değişti: Yurtdışına çıkanlar ordudan izin alacak

Nisan 4, 2026

Pöpüler İçerikler

  • CHP, “Mutlak Butlan” ve Demokrasi Mücadelesi – Tuner Tekin yazdı

    CHP, “Mutlak Butlan” ve Demokrasi Mücadelesi – Tuner Tekin yazdı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Adliye koridorlarından yükselen ses; “SİZDEN KORKMUYORUZ!” – Volkan Tozan yazdı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • ÇHD İstanbul Şube Başkanı Ezgi Önalan Yolculuk’a konuştu: “Göstermelik yargı bağımsızlığı iddiası dahi kalmadı”

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ne Saldırısının 85. Yılında: Faşizm ve Emperyalizm – Tuner Tekin yazdı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Deniz Göktaş’ın Tutuklanması, Gerçeklerden Söz Etmeyen Sanat Sanat Değildir!.. – Tuner Tekin yazdı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Blog
  • Çeviri
  • Dünya
  • Gündem
  • Sınıfsal Bakış

Adali Labs tarafından üretilmiştir.