yolculuk
15 Mart 2026 Pazar
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
No Result
View All Result
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
No Result
View All Result
yolculuk
No Result
View All Result

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında ikinci hafta

Mart 15, 2026

ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarında ikinci hafta geride kalırken operasyonun siyasi dengelerin ötesinde küresel sermaye birikim sürecine ve enerji koridorlarını kontrol etmeye yönelik stratejik bir hamle olduğu değerlendiriliyor.

Emperyalist güçlerin, rejim değişikliği veya iç kaos beklentisiyle başlattığı bu saldırganlık hedeflenen sonucu vermedi. Savaşın ilk günlerinde dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları komuta kademesi hava saldırılarında hayatlarını kaybetmesine rağmen İran yönetimi siyasi hattını korumaya devam ediyor. Yönetim, müzakere için talep ettikleri şartlar yerine getirilmedikçe siyonist rejime karşı mücadelenin süreceğini ifade etti.

İran’ın, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılmasıyla birlikte enerji fiyatları da rekor kırdı. Özellikle Brent Oil’in 101 dolarları bulması ve Katar’dan gelen petrol fiyatının varil başına 150 dolara çıkabileceği uyarısıyla sahada askeri hiçbir zafer kazanamayan ABD, faiz artırımını da gündemine almak zorunda kaldı.

Saldırıların İsrail ekonomisi üzerindeki faturası ise giderek ağırlaşıyor. Savaşın maliyeti ilk 12 günde yaklaşık 25 milyar dolara ulaştı. Bu tablo karşısında İsrail Merkez Bankası, politika faizini ekonomistlerin beklentisini aşan bir oranda yükseltti. Son 20 yılın en büyük faiz artışı olarak kayıtlara geçen bu karar sonrası iktisatçılar, sınırlı döviz rezervine sahip olan İsrail’in savaşın uzaması durumunda dış finansman arayışına girmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

İran’a yönelik bu saldırılar, rejime muhalif kesimleri de hareketlendirdi. Aralarında  ABD ve İsrail ile işbirliğine sıcak baktığını söyleyen yapılarında yer aldığı 6 örgüt “Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı” adı altında birleşti. Nitekim ittifak üyelerinden Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) Sözcüsü Hana Yazdanpana, (MEE) Middle East Eye’a yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Saldırıları memnuniyetle karşılıyoruz ve umuyoruz ki halkımızı önceki gibi zulümden kurtarmakta başarısız olmazlar. Rojhilat’taki [İran Kürdistanı] halkımıza, önceki zamanların aksine, eylemsiz kalmalarını tavsiye ettik. Çünkü Kürtler bu rejim altında yeterince bedel ödedi. Bu defa umutluyuz çünkü ABD-İsrail’in iyi hesaplamalar yaptığını düşünüyoruz. Bu sefer saldırılar hiçbir yerden durdurulmazsa yine mağdur olan azınlıklar olacak. İstikrarsızlığın sadece Tahran ve Molla rejimi tarafından kaynaklandığını düşünüyoruz. Eğer bu rejim sona ererse başka istikrarsızlıklar olamaz.”

ABD-İran Gerilimi: Saldırılar Nasıl Başlamıştı?

ABD ile İran arasındaki gerginlikte, askeri saldırı tehditleri ile diplomatik çözüm arayışları eş zamanlı olarak devam ediyordu. ABD Başkanı Donald Trump, Cenevre’de yapılan görüşmelerin ardından 27 Şubat Cuma günü müzakerelerin gidişatından memnun olmadığını söylemişti. Olası bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleme riskini kabul eden Trump, rejim değişikliği ihtimali için “Olabilir de olmayabilir de” şeklinde temkinli ifadeler kullanıyordu.

Trump’ın bu muğlak çıkışları, Tahran ile yürütülen diplomasideki iyimser havayı dağıtırken sahadaki askeri hareketlilik esas belirleyici unsur haline geldi. 19 Şubat günü yaptığı açıklamasında İran’a 10 günlük mühlet tanıyan Trump, ya anlamlı bir anlaşmaya varılacağını ya da bölgede “kötü şeylerin” yaşanacağına dair tehditlerde bulunmuştu. Bu süreçte ABD, 2003 Irak işgalinden bu yana Orta Doğu’daki en büyük askeri sevkiyatını bölgeye konuşlandırdı.

Müzakere masasındaki diplomatik temaslar yerini kısa süre içinde sıcak çatışmaya bıraktı. ABD ve İsrail, 28 Şubat sabahında İran’a yönelik “önleyici saldırı” adı altında geniş çaplı bir füze saldırısı başlattı. Saldırının hemen ardından açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, bu radikal diktatörlüğün Amerika’yı tehdit etmesini önlemek için büyük bir operasyona giriştiklerini belirtti. Konuşmasında İran halkına da çağrıda bulunarak “Özgürlük zamanınız geldi. İşimiz bittiğinde hükümetinizi ele geçirin. Bu muhtemelen nesiller boyunca tek şansınız olacak.” ifadelerini kullandı.

Trump’ın söylemlerini destekleyen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise operasyonun temel amacının “İran’daki terör rejiminin varoluşsal tehdidini ortadan kaldırmak için” olduğunu söyledi.

ABD ve İsrail’in koordineli bir şekilde hedef aldığı 24 eyalette ilk günün bilançosu ağır oldu. En az 200 kişi yaşamını yitirirken 747 kişi yaralandı. İşgalci güçlerin stratejik nokta iddiasıyla vurduğu yerler arasında olan bir kız ilkokulu, ardı ardına atılan üç füzeyle yerle bir oldu. Bu saldırı sonucunda okulda bulunan 175 kişi hayatını kaybetti.

İran, topraklarını ve halkını hedef alan emperyalist saldırganlığa karşı misilleme yapmakta gecikmedi. Bölgede ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkelere karşı operasyon başlattı. Bu kapsamda Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Irak ve Ürdün’deki ABD üslerini vurdu.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı İbrahim Azizi, savaşı başlatan tarafın kendileri olmadığını ancak bitirmenin de karşı tarafın elinde olmayacağını belirtti.

Saldırıların hemen ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, uçağı “Wing of Zion” ile ülkeden ayrılarak Berlin’e gitti.

Batı, ABD ve İsrail’in saldırganlığını görmezden gelerek İran’ın misilleme harekatına karşı ortak bir bildiri yayımladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İran’a saldırılarını derhal durdurma çağrısı yapılan açıklamada, E3 ülkelerinin bölgedeki çıkarlarını korumak için her türlü adımı atacağı belirtildi. Özellikle “İran’ın füze ve İHA fırlatma kapasitesi kaynağını yok etmeye yönelik gerekli ve orantılı savunma tedbirlerinin destekleneceği” vurgulandı.

Bir NATO müttefiki olan İspanya, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarına karşı sergilediği duruşuyla diğer Avrupa ülkelerinden ayrıştı. Başbakan Pedro Sánchez, süreci “çok büyük bir hata” olarak nitelendirerek “Bu savaş çok büyük bir hata ve tamamen yasa dışı. Bizim pozisyonumuz çok açık: Uluslararası yasallığı savunuyoruz.” ifadeleri kullandı. Ülkesinde bulunan NATO üslerini ABD kullanımına açmayacağını duyuran Sanchez, ABD’nin bu karara yönelik ambargo kararına karşı taviz vermeyen duruşunu korudu.

Enerji fiyatlarındaki artışa da dikkati çeken Sanchez, Orta Doğu’daki savaşın yalnızca küresel bir güvenlik sorunu yaratmadığını, aynı zamanda petrol ve gaz fiyatlarını yükselterek ailelerin refahını ve ülke ekonomilerini doğrudan vuracağını aktardı.

Batı’dan İran’a yönelik yükselen tehditlere karşılık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, saldırılara ilişkin “Uzun bir süredir anlaşmazlıkların diyalog yoluyla müzakere masasında çözülmesi için emek verdik. Özellikle bu süre içinde Trump ve Pezeşkiyan ile görüşmeler yaptık. Bölge ülkeleri de elinden geleni yaptı. Hem taraflar arasındaki güven bunalımı aşılamadığı hem de İsrail’in süreci zehirleyen hamleleri devam ettiği için sonuç alınamadı. Dost ve kardeş İran halkının huzuruna kast eden saldırıları esefle karşılıyoruz.” açıklamasında bulundu.

Saldırılar sırasında Türkiye hava sahasına da yönelen üç balistik füze NATO mühimmatı ile etkisiz hale getirildi. Ancak bu önlemeler sırasında Rus menşeli S-400 hava savunma sistemlerinin devreye girmemesi kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Milli Savunma Bakanlığı, 12 Mart günü yapılan açıklamasında balistik füze tespit edildiğinde müdahale süresinin kısıtlı olduğunu hatırlatarak sistemin en uygun ve en hızlı önleme aracını otomatik seçip ateşlediğini bildirdi.

Ek olarak NATO Müttefik Hava Komutanlığı (Ramstein/Almanya) tarafından görevlendirilen bir Patriot sisteminin, savunma hattının tamamlayıcı bir unsuru olarak Malatya’da konuşlandığını duyurdu. Türkiye sınır hattına savunma tahkim ederken saldırıların hedefindeki İran cephesinden gelen kayıplar Direniş Ekseni’nde yer alan yapıları da harekete geçirdi.

Saldırıların ilk günlerinde İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesi üzerine Yemen’deki Husilerden açıklama geldi. Liderleri Abdülmelik el-Husi, İran’a yönelik operasyonlarını sürdüren İsrail ve ABD’ye karşı ‘direniş’ çağrısında bulundu.

Husi, “Çağımızın tiranları olan suçlu ve kibirli Amerikalılar ile İsrailliler, İran halkına karşı hain saldırganlıklarıyla İsrail düşmanının bölgeyi kontrol etmesini hedefliyor. İslam ümmetinin tercihi, Amerikan ve İsrail zulmüne karşı koymaktır. Şehitlerin fedakarlıkları, halklara metanet, azim ve kararlılık için ilham vermelidir. Ya ümmet Amerikan-İsrail zulmüne boyun eğip özgürlüğünü, haysiyetini ve inancını kaybedecek ya da Yüce Allah’a güvenerek zulme karşı direnecektir. İran’ın cevabı güçlü ve nettir. İran halkı, direniş ve cihat ekseni ile dünyanın özgür halkları, doğru duruş ve kurtuluş yolunda gösterilen büyük fedakarlıklara sadıktır.” ifadeleri kullandı.

Devam eden saldırılarda hedef alınan noktalar, ABD ve İsrail’in ‘önleyici saldırı’ açıklamalarıyla çelişen bir tablo ortaya koyuyor. Stratejik veya askeri bölgelerin ötesinde sivil yerleşim alanlarının doğrudan hedef alındığı saldırılar kapsamında, Tahran’daki Gandhi Hastanesinin vurulduğu kaydedildi.

Taraflar arasındaki çatışma yalnızca cephede değil medya üzerinde de yürütülüyor. Bu dezenformasyon sarmalında İran Ordusu, ABD öncülüğündeki saldırılarda üst düzey 7 komutanın öldürüldüğü haberini doğruladı. Ancak bu gelişme, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM)‘nın psikolojik üstünlük elde etme amacıyla, “Devrim Muhafızları’nın kritik hedeflerinin vurulduğu ve artık merkezi bir karargahının kalmadığı” iddiasını çürüten açıklamalarla takip edildi. İran Devrim Muhafızları’ndan, Gerçek Vaat 4 Operasyonu’na dair yeni ayrıntılar geldi. Yapılan açıklamada, İsrail füze savunma ağının bir parçası olan ve BAE’nin El Ruveys bölgesinde bulunan “THAAD” radarının, düzenlenen füze saldırısıyla tamamen imha edildiği bildirildi.

Cephedeki bu askeri gelirim, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran halkına yönelik provokasyon girişiminde bulunmasıyla siyasi bir boyuta taşındı. İran toplumunun “nesilde bir kez gelen büyük bir fırsat yakaladığını” iddia eden Netanyahu, halkın sokaklara çıkmasını ve Tahran yönetimine karşı gösteriler başlatması gerektiğini savundu. Netanyahu, açıklamasında “İşi bitirmek, hayatınızı perişan eden terör rejimini devirmek için milyonlarca insanla birlikte sokaklara dökülmeniz gereken an geldi” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun provokatif söylemleri sürerken sahadan gelen haberler ABD cephesindeki kayıpların yükseldiğini gösterdi. İran’ın bölgedeki üslere yönelik gerçekleştirdiği misilleme saldırılarında, ABD’den gelen kayıplar netleşmeye başladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamaya göre 13 asker hayatını kaybederken 140’tan fazlası yaralandı.

Tahran ise yönetim kademelerindeki yeni görevlendirmeler için toplandı. Ayetullah Ali Hamaney’in vefatının ardından bir araya gelen Uzmanlar Meclisi yapılan resmi duyuruyla, Mücteba Hamaney İran’ın yeni dini lideri olarak seçti.

Bu değişim, Hizbullah-İsrail gerilimini de tırmandırdı. Hizbullah, Hamaney’in kaybı sonrası İsrail’in hava ve füze üslerine yönelik kapsamlı bir misilleme saldırısı gerçekleştirdi. Yanıt olarak Hizbullah’a karşı “taarruza” başladığını söyleyen İsrail, 2006’dan bu yana Lübnan’a yönelik en büyük kara harekatlarından birini gerçekleştiriyor. Saldırılar sonucunda bir çok köy boşaltılırken Lübnan hükümeti Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasa dışı ilan ettiğini açıkladı.

Hizbullah ise bu karara, “Lübnan hükümetinin Siyonist düşmanlar karşısında acizliğini anladıklarını” belirterek yanıt verdi. Yapılan açıklamada “Bu acizlik ve eksiklik göz önüne alındığında, Başbakan Salam ve hükümetinin işgali reddeden Lübnanlılara karşı saldırgan davranmasında hiçbir gerekçe göremiyoruz” dedi.

Geride bıraktığımız bu iki haftada askeri yıkım ve ekonomik sarsıntıların yanı sıra yapay zeka teknolojilerinin doğrudan savaşın bir parçası haline gelmesi de gündemde yer aldı. Guardian’ın haberine göre, Anthropic şirketi tarafından geliştirilen ve bilinç kazandığı iddia edilen yapay zeka modeli Claude, ABD’nin Maven sistemi üzerinden askeri operasyonlara entegre edildi. Pentagon ile etik kısıtlamalar konusunda aylardır anlaşmazlık içinde olan Anthropic’in, özellikle İran’a yönelik yürütülen operasyonlarda hedef analizi ve veri işleme sürecinde aktif rol aldığı belirtiliyor.

Şirket, yapay zekanın otonom ölümcül silahlarda kullanılmasını yasaklamak istese de “Claude Gov” adlı özel bir versiyon aracılığıyla bazı kısıtlamaları esnetmiş durumda. Anthropic CEO’su Dario Amodei, operasyonel askeri kararlarda doğrudan rol almadıklarını iddia ederken ABD ordusunun kullanım senaryolarının yüzde 98 ve 99’una izin verdiklerini açıkladı. 2018 yılında Google çalışanlarının “savaşın parçası olmak istemiyoruz” diyerek protesto ettiği Maven projesini bugün Palantir devralırken Claude bu sistemin en kritik parçalarından biri haline geldi.

 

Savaşın Ekonomik Faturası ve Enerji Krizi

 

Taraflar arasındaki gerilim tırmanmayı sürdürürken, savaşın geleceği de merak konusu olmaya devam ediyor. Artan savaş maliyetleri ülkelerin ekonomileri üzerinde ağır bir yük oluştururken, bu durum çatışmanın sürdürülebilirliği konusunda da soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

İsrail Merkez Bankası, politika faizini 2008’den bu yana en yüksek seviyesine yükseltti. Öte yandan savaşın İsrail’e günlük maliyetinin yaklaşık 3 milyar dolar olduğu ifade ediliyor.

İran’da ise savaş öncesinde derinleşen ekonomik krize rağmen yılın başında görülen kitlesel protestoların şu an için yaşanmadığı dikkat çekiyor. Ocak ayında İran riyalinin ani değer kaybı ve yükselen enflasyon, ülkede ekonomik krizi daha da derinleştirmişti. Krize karşı Tahran çarşı esnafının öncülük ettiği geniş çaplı protestolar düzenlenmişti.

ABD ekonomisi de savaşın maliyeti ve Brent petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle baskı altında. Hürmüz Boğazı’nın trafiğe kapanmasının ardından, pek çok ürünün ham maddesi olan Brent petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı. Bu seviye, 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana görülen en yüksek fiyat olarak kayıtlara geçti.

Bu gelişmelerin ardından Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), petrol fiyatlarını dengelemek amacıyla piyasaya 400 milyon varil petrol sürüleceğini açıkladı. IEA Başkanı Fatih Birol yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“IEA ülkeleri, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla kaybedilen arzı telafi etmek için 400 milyon varil petrolü piyasaya sunacak. Bu, piyasalardaki aksaklıkların acil etkilerini hafifletmeyi amaçlayan önemli bir önlemdir. Ancak petrol ve gaz akışının istikrarlı hale gelmesi için en önemli gelişme, Hürmüz Boğazı üzerinden transit geçişin yeniden başlamasıdır.”

Piyasaya sürülmesi planlanan petrol miktarı, 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının ardından piyasaya verilen 182 milyon varilin iki katından fazla olacak.

Serbest bırakılacak petrol rezervinde Türkiye de yer alıyor. Türkiye’nin payına düşen miktarın 11,6 milyon varil olduğu belirtiliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin kendi payına düşen petrolü 90 gün içinde piyasaya sunacağını açıkladı.

Bloomberg’e konuşan Bayraktar, “Bugün Ulusal Petrol Stok Komitemizi topladık ve IEA’nın inisiyatifine destek olmak için 400 milyon varillik rezervin yüzde 2,9’unu serbest bırakmaya karar verdik” dedi.

Savaşın 15. günü biterken ise askeri operasyonlar, saldırılar ve enerji piyasasındaki rekor hareketililikte devam ediyor.

Tweet
  • Anasayfa
  • Cart
  • Checkout
  • My account
  • Shop
  • Subscription
Adali Labs tarafından üretilmiştir.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Subscription
  • Category
  • Landing Page
  • Buy JNews
  • Support Forum
  • Pre-sale Question
  • Contact Us