yolculuk
3 Ağustos 2026 Pazartesi
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
yolculuk
No Result
View All Result

Ya AKP’ye ya Silivri’ye: Korku siyasetine karşı örgütlü direniş – Tuner Tekin yazdı

Ağustos 3, 2026

2024 yerel seçimlerinde CHP’nin kazandığı Çekmeköy, Şile ve Tuzla belediye başkanlarının Erdoğan’ın da katıldığı bir törenle AKP saflarına katılması, siyasette yaşanan çürümenin ulaştığı boyutu bir kez daha gözler önüne serdi. Son dönemde giderek artan bu geçişler karşısında milyonlarca insan haklı ve derin bir öfke duyuyor. Çünkü sandıkta ortaya konulan siyasal tercih açıkça değersizleştirilmekte; toplumun taşıdığı değişim umudu baskı, şantaj ve zor araçlarıyla etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır.

Halk bir belediye başkanını yalnızca bir birey olarak seçmez. O kişi üzerinden temsil ettiği siyasal anlayışa, programa ve taşıdığı değişim iddiasına oy verir. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, yalnızca birkaç siyasetçinin parti değiştirmesi değildir. Bu durum, milyonlarca insanın sandıkta ortaya koyduğu siyasal iradenin ve seçme hakkının anlamının aşındırılmasıdır.

İktidarın yargı kıskacı ve soruşturma tehditleriyle muhalefetin kontrolündeki belediyeleri kendi saflarına çekmesi ve ardından bu durumu hiçbir olağanüstülük yokmuş gibi sunması, siyasal alanın kendisini çürütmektedir. Siyaset, toplumdaki farklı tercihlerin mücadele ettiği bir alan olmaktan çıkarılıp; iktidarın sahip olduğu devlet gücü, baskı araçları ve siyasal manipülasyonlarla biçimlendirdiği bir alana dönüştürülmektedir.

Rozet takma töreninde Erdoğan’ın AKP’nin “Türkiye’nin cazibe merkezi” haline geldiğini söylemesi ve bu katılımları bunun göstergesi olarak sunması, yaşanan gerçeklikle büyük bir çelişki içindedir. Ortada fikirsel bir cazibe değil; “Ya AKP’ye ya Silivri’ye” anlayışıyla işletilen bir teslim alma mekanizması bulunmaktadır.

Erdoğan’ın “AKP Türkiye kitabıdır” sözünde ortaya çıkan gerçek de burada yatmaktadır. AKP, Türkiye kapitalizminin kriz koşullarında sermaye düzeninin ihtiyaçlarına yanıt veren bir siyasal yönetim biçimi olarak kendi kitabını yazmıştır. Bu kitabın sayfalarında özgürlük, eşitlik ve insanca yaşam değil; sermayenin çıkarları, siyasal baskı, yargının araçsallaştırılması ve halk iradesinin sınırlandırılması bulunmaktadır.

Bu tablo, iktidarın toplumsal rıza üretme kapasitesinin zayıfladığını ve giderek daha fazla zor, baskı ve siyasal manipülasyon araçlarına yaslandığını göstermektedir. Çünkü hiçbir iktidar yalnızca zor kullanarak uzun süre yönetemez. Meşruiyet zemini aşındıkça baskıya daha fazla başvurmak zorunda kalan iktidarlar, dışarıdan güçlü görünseler de aslında kendi kırılganlıklarını da büyütürler.

Öte yandan toplumda biriken öfkenin önemli bir bölümü yalnızca siyasal iktidarın saldırılarına değil; bu saldırılar karşısında teslim olan siyasal aktörlere de yönelmektedir. İnsanlar, sandıkta kendilerini temsil etme yetkisi verdikleri siyasetçilerden, baskı karşısında geri çekilmemelerini ve halkın iradesini savunmak için bedel ödemeyi göze almalarını beklemektedir. Bu beklentiyi boşa çıkaran ve iktidarın baskısı karşısında çözümü iktidarın kanatları altına sığınmakta bulan siyasetçilere yönelik tepki de buradan doğmaktadır.

Ancak bu öfkenin doğru bir siyasal bilince ulaşabilmesi için şu soruyu sormak gerekir: Neden bazı siyasal yapılar ve kişiler böylesi baskılar karşısında hızla geri çekilirken, bazıları direnebilmektedir?
Bu sorunun yanıtı yalnızca kişisel cesaretlerde ya da bireysel karakterlerde aranamaz. Çünkü siyaset, kişilerin niyetlerinden önce dayandıkları toplumsal güçlerle, temsil ettikleri sınıfsal ilişkilerle ve sahip oldukları siyasal perspektifle şekillenir. Burada mesele yalnızca bazı siyasetçilerin kişisel hesapları değildir. Asıl mesele, bir siyasal anlayışın kriz dönemlerinde hangi toplumsal güce dayandığıdır.

Değişimi halkın örgütlü gücünden değil; seçimler, parlamenter dengeler ve mevcut devlet kurumları üzerinden gerçekleştirmeye çalışan siyasal anlayışlar, devletin bütün baskı araçlarıyla karşı karşıya kaldığında uzlaşma ve geri çekilme eğilimi gösterebilir. Çünkü dayandıkları temel, halkın bağımsız örgütlü gücü değil; mevcut siyasal mekanizmalar içinde elde edilen mevzilerdir.

Tam da burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir: Bir partinin tabanı ile o partinin temsil ettiği siyasal çizgi aynı şey değildir.

CHP’ye oy veren milyonların değişim talebi gerçektir. Bu insanlar yalnızca bir partiye oy vermemekte; baskıya, adaletsizliğe, ekonomik yıkıma ve siyasal eşitsizliğe karşı bir çıkış aramaktadır. Mesele bu insanların umutlarını küçümsemek değildir. Tam tersine, bu umudun neden sürekli olarak mevcut düzen siyasetinin sınırları içinde sıkıştığını kavramaktır.

Bugün geniş halk kesimleri ekonomik yıkıma, güvencesizliğe ve geleceksizliğe karşı güçlü bir değişim arayışı içindedir. Ancak bu değişim talebinin hangi araçlarla ve hangi toplumsal güçlere dayanarak gerçekleşeceği sorusu artık hayati bir önem kazanmıştır. Çünkü milyonların yaşamını belirleyen sorunlar yalnızca seçim takvimleriyle çözülemeyecek kadar derindir.

Tarih açıkça göstermiştir: İktidarları geri adım attıran şey yalnızca seçim sonuçları değil, karşılarında buldukları örgütlü toplumsal dirençtir. 19 Mart’ta İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatlarda gösterdiği irade, Gezi Direnişi’nde milyonların sokağa taşıdığı kararlılık ve işçilerin inatçı mücadeleleri, en güçlü görünen iktidarların bile örgütlü halk hareketi karşısında sınırlarına çarpabileceğini göstermiştir.

Bütün bu deneyimler aynı gerçeğe işaret etmektedir: Halkın öfkesi tek başına yeterli değildir. Önemli olan bu öfkenin bilinçli, örgütlü ve sürekliliği olan bir mücadele gücüne dönüşmesidir.

Tam da bu noktada devrimci sosyalist siyasetin farkı ortaya çıkmaktadır. Devrimci güçlerin tarih boyunca baskılar karşısındaki direnişi, yalnızca bireysel cesaretlerden kaynaklanmamıştır. Bu direnişin kaynağı, dayandıkları sınıfsal perspektif ve siyaset anlayışıdır. Devrimci sosyalist siyaset, toplumdaki gerçek dönüşüm gücünü devlet kurumlarında, egemenlerin uzlaşmasında ya da mevcut düzenin sınırlarında değil; emekçi halkın kendi örgütlü gücünde görür.

Devrimci siyasetin düzen dışılığı da burada anlam kazanmaktadır. Bu, yalnızca mevcut siyasal partilerin dışında durmak değildir. Asıl anlamı, kapitalist düzenin yarattığı eşitsizlikleri ve sömürü ilişkilerini değiştirmeyi hedeflemek; toplumun kurtuluşunun halkın kendi örgütlü mücadelesinden geçeceğini savunmaktır.

Bu nedenle devrimci sosyalist güçlerin tarih boyunca baskılar karşısında ortaya koyduğu direnç, kişisel kahramanlıklardan önce siyasal bir perspektifin sonucudur. Onlar için mücadele, yalnızca seçim dönemlerinde kazanılacak bir yarış değil; emekçi halkın kendi kaderini eline alma mücadelesidir.

Bugün yaşanan öfke ve hayal kırıklığı umutsuzluğa dönüşmek zorunda değildir. Tam tersine, bu öfke doğru bir siyasal perspektifle birleştiğinde toplumun en büyük değişim dinamiklerinden biri olabilir. Bunun yolu ise halkın yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir güç olmaktan çıkması; kendi bağımsız örgütlü siyasal gücünü yaratmasından geçmektedir.

Çünkü mesele yalnızca mevcut iktidarın yerine başka bir iktidarın gelmesi değildir. Asıl mesele, milyonların ekonomik sömürüye, siyasal baskıya ve geleceksizliğe karşı kendi iradesini ortaya koyabileceği bir toplumsal güç yaratabilmesidir. Gerçek güvence, tek tek siyasetçilerin cesareti değildir. Gerçek güvence, milyonların örgütlü iradesidir.

Teslim alma siyasetine karşı çıkış yolu bellidir: Örgütlenmek, mücadele etmek ve halkın kendi kurtuluş gücünü büyütmek. Çünkü tarih göstermiştir: Korku siyaseti geçici olarak üstün gelebilir; ancak örgütlü halkın mücadelesi karşısında kalıcı bir zafer kazanamaz.

Teslimiyet değil direniş, yılgınlık değil örgütlülük, umutsuzluk değil mücadele kazanacaktır.

Tweet

Önerilen İçerikler

NATO Zirvesi öncesi Türkiye geneli ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltına alındı

Meşruiyetin bedeli: NATO zirvesiyle gelen tutuklamalar…

Temmuz 10, 2026
CHP YDK ihraçlara ilişkin itiraza ret verdi

CHP YDK ihraçlara ilişkin itiraza ret verdi

Haziran 25, 2026
Danimarka, Grönland için savaşa hazırlanmış

Danimarka, Grönland için savaşa hazırlanmış

Mart 20, 2026

Pöpüler İçerikler

  • NATO tutuklusuna kuyu tipi hapishanede sopalı işkence!

    NATO tutuklusuna kuyu tipi hapishanede sopalı işkence!

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • NATO Zirvesi öncesi Türkiye geneli ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltına alındı

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Devrimci Hareket’ten değerlendirme: Yeni parti tartışması ve solun sınıfsal pusula sorunu

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Devrimci Hareket’ten yeni yazı: Dünya, ülke ve mücadele

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Meşruiyetin bedeli: NATO zirvesiyle gelen tutuklamalar…

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Blog
  • Çeviri
  • Dünya
  • Gündem
  • Sınıfsal Bakış

Adali Labs tarafından üretilmiştir.