Kandemir R. Kartal
Geçtiğimiz günlerde başkent Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin yankıları iç kamuoyunda sürmeye devam ediyor. Zirve öncesi yüzlerce adrese polis baskınları yapılmış ve yüzlerce yurttaş ‘NATO protestosu yapabilme potansiyeli’ olduğu gibi absürt bir gerekçeyle tutuklanmıştı.
Yakın dönem Türkiye tarihine geçecek olan bu tutuklamalar ülkenin anti-emperyalist güçlerine yapılan ilk saldırı değildi. İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne batı emperyalizmi ekseninde duran Türkiye müesses nizamı Soğuk Savaş yılları boyunca anti-komünizmi temel belirleyeni haline getirdi. Türkiye egemenleri bugün NATO zirvesinde olduğu gibi geçmişte de ‘belirli gün ve haftalarda’ anti-komünist refleksle hareket ederek devrimci güçleri şiddetle baskı altına almaya çalışmıştır.
6. Filo geliyor, çorba içmek yasak!
1968 Türkiye’sinde gençlik hareketi yükselişe geçerek üniversite ve yüksek okullarda boykot ve işgaller gerçekleştiriliyordu. Kazanımların elde edildiği fakültelerin yanı sıra bazı okullarda sert çatışmalar yaşanıyordu. Öğrenci gençliğin hareketli olduğu bu dönemde ABD Deniz Kuvvetlerine bağlı 6. Filo 15 Temmuz 1968’de Dolmabahçe’ye demir attı. Bu filonun Türkiye’ye ikinci kez gelişiydi ve bu sefer ‘ziyaret’ sekiz gün sürecekti.
Filonun demirlediği gün İTÜ’lü öğrenciler Dolmabahçe’ye giderek Türk bayraklarını yarıya çekip İstiklal Marşı okudular.

Beyoğlu ve Galata semtlerini Amerikan askerlerine hazır hale getirmek için yoğun bir faaliyete girişildi. Gece kulüplerini büyük bir titizlikle ‘misafirlerine’ hazırlandı. Genelevler tepeden tırnağa tadilattan geçirildi. Adalet Partisi (AP) iktidarı ve Başbakan Süleyman Demirel, Amerikalı dostlarını en iyi şekilde ağırlamak istiyordu.
Ama Amerikalılara alternatif bir karşılama yapmak için hazırlık yapanlar da vardı. Devrimci öğrenciler akşam saatlerinde Beyoğlu’na eğlenmeye çıkan ABD askerlerinin üzerine naylon torbalara doldurulmuş boyalar attı, bazı askerleri tartakladı.
Öğrencilerin Amerikan askerlerinin elini kolunu sallayarak gezmesini engellemesi üzerine İTÜ yurdu ve çevresinde polis kordonu oluşturuldu ve öğrencilerin Beyoğlu’na çıkması yasaklandı. Çorba içmek için Beyoğlu’na gitmek isteyen 11 öğrenci bugün bakınca aşina olduğumuz şekilde “eylem yapacağı şüphesiyle” gözaltına alındı.
Yaşanan duruma tepki gösteren öğrenciler yurdun karşısında yer alan ve Amerikalı subayların konakladığı oteli taşlayıp camlarını indirdi. Amerikalıları otele getiren tüm araçların önü kesildi ve taş yağmuruna tutuldu. Dönemin İTÜ Öğrenci Birliği Başkanı Harun Karadeniz yaşananları hatıratında şöyle naklediyor:
“Polis, arkadaşlarımızı tutuklayınca tek kelimeyle tepemiz attı. Çünkü o gece bütün Beyoğlu’nda sazlarda, barlarda Amerikan erleri gezip eğleniyorlardı. Biz bu memleketin gençleri olarak çorba içmeye gidemiyorduk. Bizim gezemediğimiz kendi vatanımızda Amerikan erlerinin gezmesini düşünmek bile insanı deli ediyordu. 6. Filo düpedüz işgal ordusu konumuna geliyordu gözümüzde”
“Bu kadarına Hitler bile cesaret edemezdi”
Amerikalı subaylara yapılan eylemlerden rahatsızlık duyan İstanbul Valiliği devrimci öğrencilere sert bir şekilde saldırdı. 17 Temmuz günü polis İTÜ Gümüşsuyu Öğrenci Yurdu polis tarafından kuşatıldı. İTÜ Rektörü Bedri Karafakioğlu ile görüşen öğrenciler yurda polis sokulmamasını ister. Ancak rektör “Gümüşsuyu yurdu üniversitenin bir binası değildir” diyerek duruma müdahale etmedi. Toplum polisi yurdu basıp yüzlerce öğrenciyi darp ederek gözaltına aldı. Devrimci öğrenci Vedat Demircioğlu polis tarafından yurdun ikinci kat penceresinden aşağıya atıldı.
Yurt odasından aşağıya atılan Demircioğlu yerde polisler tarafından tekmelendi. 300 metre yerde sürüklenerek yurt bahçesinden çıkarılan Demircioğlu’na uzun süre müdahale edilmedi. Ardından İlkyardım Hastanesi’ne götürüldü.
Arkadaşları, Vedat’ın yaralı halde sürüklendiği ve metrelerce uzunlukta kan izi bıraktığı yere “Arkadaş, kan izlerini takip et ve gör” yazılı bir pankart koyarak katliama dikkat çekerler.

Ant dergisi Temmuz ayı sayılarında İTÜ baskınına geniş yer verdi. Dergi için İTÜ’lü öğrencilerle “Bu kanın hesabı er geç sorulacak” başlıklı bir röportaj yapan Yaşar Kemal yaşananları, “Bu bir Ortaçağ baskınıydı. Yirminci yüzyılda belki Hitler yaptı böyle bir baskını. Bir üniversite yatakhanesini basmaya belki Hitler’in polisleri bile cesaret edememiştir” şeklinde açıklayacaktı. Yaşar Kemal röportajı şu sözlerle noktalıyordu:
“…Ve kan izleri üniversite avlusunda metrelerce uzanıyordu. Bir bilim ocağı kanlanmıştı!”
Olayın ardından İTÜ senatosu aldığı toplantı sonunda istifa eder. Öğrencilere hitap etmek isteyen Rektör Karafakioğlu’nun konuşması yuhlamalar eşliğinde engellendi.

Çaresizlik içinde bir CIA şefi
İTÜ yurdunu yapılan baskından sonra eylemler tırmanmaya devam eder. Taksim’de bir araya gelen binlerce öğrenci burada yapılan mitingin ardından Dolmabahçe’ye inmek ister. Deniz Gezmiş’in “Akın var akın, güneşin zaptı yakın!” diye haykırmasıyla kitle adeta bir sel gibi Dolmabahçe’ye akın etti.
Dolmabahçe rıhtımında bekleyen Amerikan askerleri üstlerine gelen devrimci öğrencilerden kaçamadı. Yakalanıp dövülen Amerikan askerleri denize dökülür. Bölgede bulunan Amerikan irtibat büroları ateşe verildi.
Bu esnada yaşanan olayı Gümüşsuyu’ndaki evinden izleyen dönemin CIA İstanbul istasyon şefi Duane Clarridge, Amerikan askerlerinin denize dökülmesinin kendisinde yaşattığı kırılmayı şöyle açıklayacaktı:
“Birden rıhtımda bir hareketlenme oldu. Stadyum tarafından aşağıya doğru inen bazı gençlerin bizim denizcileri Boğaz’ın gri sularına itmesini çaresizce izledik. Bu olay terörizmle uğraşmamın başlangıcı oldu.”

Gece geç saatlere süren eylemlerde Amerikan askerlerine erzak getiren kamyon yakıldı. Büyüyen çatışmalar üzerine askeri birlikler çağrıldı ve onlarca öğrenci gözaltına alındı. Ertesi gün Ankara’da kitlesel gösteriler düzenlendi. Amerikan kuruluşlarının binalar ve araçlar tahrip edilip yakıldı. 20 Temmuz’da Beyazıt Meydanı’nda “Bağımsız Türkiye” mitingi yapıldı. 23 Temmuz’da 6. Filo İstanbul’dan ayrıldı.
24 Temmuz’da Vedat Demircioğlu’nun ölüm haberi geldi. Demircioğlu, ‘68 kuşağının ilk kaybı olarak hafızalara kazındı.
Vedat Demircioğlu’nun ölüm haberi gençlik kesiminde büyük bir dalgalanmaya neden olur. Polis, Demircioğlu’nun cenazesini kaçırıp memleketi Konya’ya gizlice götürdüğü için sembolik bir tabutun üzerine bayrak sarılıp tören düzenlendi. Sultanahmet Adliyesinden İstanbul Valiliğine yürümek isteyen 5 bin kişinin önü Cağaloğlu’nda polis tarafından kesildi. Polisle öğrenciler arasında çatışma çıkar ve akşam geç saatlere kadar sürdü. Çok sayıda öğrenci yaralandı ve gözaltına alındı. O sıralar polis tarafından aranmakta olan Deniz Gezmiş ise yürüyüşün en ön safında yer almaktaydı.

Devrimci öğrenciler Amerikan 6. Filosunun ülkeye gelişine karşı koyarken sağcı gruplar da devrimci güçlerin üzerine saldırmaktan geri durmadı. Demircioğlu’nun cenazesinin Konya’ya getirilmesiyle burada da halkı kışkırtıp taşkınlık yapan sağcı gruplar TİP il binası ve Öğretmenler Derneğine saldırdı. Orduevleri, gazete büroları ve çeşitli eğlence mekanları tahrip edildi. 1970’li yıllarda Çorum’da ve Maraş’ta yapılacak katliamların provası icra ediliyordu adeta.
Gerici gruplar saldırılarını öyle ileri noktalara varacaktı ki Şubat 1969’da 6. Filo Dolmabahçe’ye bir kez daha geldiğinde Amerikan gemilerini kıble belleyip namaza duracaklardı. Taksim’de 6. Filo’yu protesto mitingine saldıran gericiler Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan adında iki genci bıçaklayarak öldürecekti.
6. Filo’dan NATO zirvesine değişen bir şey yok
6. Filo’nun İstanbul’a gelişinden bugüne 60 yıla yakın zaman geçti ama Türkiye egemenlerinin duruşu değişmedi. 6. Filo’nun gelişinde nasıl öğrenci yurtları basılıp gençler karga tulumba gözaltına alındıysa 2026 yılında da NATO zirvesi öncesi yüzlerce ev polis marifetiyle basıldı ve sayıları 200’ü aşkın yurttaş gözaltına alınıp tutuklandı. Tutuklama gerekçesi ise absürt olamayacak kadar utanç vericiydi: NATO zirvesini protesto edebilme potansiyeli olduğu şüphesi. Yani altmış sene önce çorba içmeye giderken gözaltına alınan öğrencilerle aynı gerekçe…
Boşuna söylenmemiş “Devlette devamlılık esastır” diye…



