Türkiye’nin ana muhalefet grubunun ülkenin bir sonraki cumhurbaşkanı olmasını istediği isim Ekrem İmamoğlu, salona girdi, davaya gelen destekçilerini selamladı ve onlara hitap etmeye çalıştı; ancak sesi tezahüratlarla bastırıldı. Fakat İmamoğlu bir seçim meydanında değildi. Kaldığı cezaevinin avukatları, davanın diğer şüphelileri ve gözlemcilerle dolu devasa mahkeme salonunda sanık sandalyesindeydi. Bazıları geçtiğimiz 11 ayı parmaklıklar ardında geçiren 400’den fazla sanığın yakınları, sevdikleriyle göz göze gelebilme umuduyla koltukların üzerinde ayağa kalkarak el sallıyordu. Kocasıyla göz göze gelmeyi başaran bir kadın, “Beni gördü!” diye bağırdı ve ağlayarak koltuğuna yığıldı.
Günlerden 9 Mart’tı ve Türkiye’de son yıllarda görülen en önemli dava nihayet başlamıştı. İmamoğlu, bir yıl önce, partisi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinden birkaç gün önce tutuklanmıştı. Ardından İstanbul Belediye Başkanlığı görevinden alınıp ve bir dizi yolsuzluk iddiasıyla suçlanmıştı. 3.700 sayfadan fazla süren iddianamesiyle 2.532 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya. Dava yıllar sürebilir. İmamoğlu’nun 2028’de yapılması planlanan bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olma ihtimali oldukça düşük. Avukat ve CHP milletvekili olan Sezgin Tanrıkulu, “Bu davanın amacı, İmamoğlu’nun seçimden önce dışarı çıkmamasını sağlamak,” diyor.
Bu yılın başlarında, ülkede yargının bağımsız olduğunu sürekli tekrar eden Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, soruşturmayı yürüten savcıyı Adalet Bakanı olarak atadı. Dava başladığında Erdoğan, CHP’yi, daha büyük meselelerin gündemde olduğu bir dönemde hükümetinin adını lekelemekle suçladı. “Türkiye bir ateş çemberiyle kuşatılmış durumda,” diyen Erdoğan, böyle hassas bir zamanda hükümete saldırmanın sorumsuzluk olduğunu sözlerine ekledi.
Türkiye’nin lideri, ülke içindeki sorunları gizlemek için dış politikaya yöneliyor. Erdoğan hükümeti, yandaş medyanın desteğiyle, seçmenlerinin enflasyona ve demokratik gerilemeye daha az; Türkiye’nin yurt dışında artan gücüne ise daha fazla odaklanmasını istiyor. Bir düşünce kuruluşu olan İstanbul Politikalar Merkezi’nin Direktörü Senem Aydın-Düzgit, “Halka hâlâ bir başarı hikayesi satabildikleri yer burası,” diyor. Erdoğan, Avrupalı müttefiklerinin ülkedeki hak ihlallerini görmezden gelmesini sağlamak için; Türkiye’nin jeopolitik konumunun Karadeniz’de ve Suriye’deki önemini ve Rusya ile Ukrayna arasındaki zaman zaman üstlendiği arabuluculuk rolünü bir koz olarak kullanıyor.
Amerika’nın İran ile savaşı Erdoğan’a daha da fazla alan açtı. Türkiye, savaşa başından beri karşı çıktı, çünkü bu savaş, ülkedeki ticareti aksatma ve kapısının eşiğinde yeni bir insani krizi tetikleme tehdidi taşıyor. Artan enerji fiyatları, şu anda %31,5 olan enflasyonu düşürmeye çalışan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın işini zorlaştırıyor.
Ama yine de savaş Türkiye’nin önemini bir kez daha vurguluyor. Avrupa Birliği, ülkeyi Orta Doğu’ya karşı bir tampon olarak görüyor. 1 Mart’ta Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Erdoğan’ın “bu krizin göç üzerindeki olası etkileriyle başa çıkma” konusundaki hazırbulunuşluğunu övdü. AB, Suriyeli mültecileri tutması için 2016’dan bu yana Türkiye’ye 10 milyar dolardan fazla ödeme yaptı. Türkiye ile sınırı olan İran’dan kitlesel bir göç dalgası olması durumunda, Avrupa bloğu büyük olasılıkla yine aynı yönteme başvuracaktır.
Türkiye’nin kendi acil durum planları da var. Suriye’deki iç savaş ülkeyi milyonlarca mülteciyi kabul etmeye zorlamıştı. Bunun tekrarlanmaması için sınırın İran tarafında mülteci kampları kurmak değerlendiriliyor. Türkiye, İran rejiminin hayranı olmasa da rejimin çöküşünün yaratacağı güvenlik zafiyetinden korkuyor. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, çatışmanın içine çekilirse başının çaresine bakabilir; ancak Erdoğan bundan kaçınacağına dair demeçler verdi. Yine de İran’ın yapacağı bir hesap hatası onu zorlayabilir. NATO savunma sistemleri, Türk hava sahasına yönelen iki İran füzesini düşürdü. İran dronları, Türkiye’yle karşılıklı savunma paktı bulunan Azerbaycan’ı da vurdu.
Müzakerelere geri dönüş söz konusu olursa Türkiye önemli bir rol oynayacaktır. Erdoğan, hem Donald Trump hem de İran’ın Ayetullahları ile dostane ilişkileri olan az sayıdaki liderden biri. Ayrıca ülke, diğer NATO üyelerinden ve çoğu Arap ülkesinden daha derin istihbarat bağlarına sahip.
Suriye’de, Erdoğan’ın uzun süredir desteklediği isyancı grupların 2024’te hükümeti devirmesinin ardından Türkiye, ülkenin en önemli güvenlik ortağı ve büyük bir yatırımcısı haline geldi. Suriye’de cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa liderliğindeki yeni hükümet, Erdoğan’ın Türkiye’nin kırk yılı aşkın süredir savaştığı PKK’yı baskı altına almasına yardımcı oldu. Bu yılın başlarında Suriye hükümet güçleri, PKK’nın Suriye kolunu ülkenin kuzeydoğusunun büyük bölümünden çıkararak bölgedeki Kürt özerkliği ihtimalini yok etti.
Erdoğan’ın Trump ile olan yakın ilişkisi meyvelerini verdi. 9 Mart’ta Amerikan hükümeti, Amerikalı savcıların 2010’lu yıllarda İran’ın yaptırımları delmesine yardımcı olmakla suçladığı Türk bankası Halkbank ile bir uzlaşmaya vardı. Banka milyarlarca dolarlık para cezasıyla karşı karşıya kalabilirdi ancak meseleyi hafif bir sıyrıkla atlattı. Birkaç gün önce alınan duyumlara göre Türkiye’nin ısrarıyla Trump, İran içinde silahlı bir Kürt ayaklanmasını kışkırtmaya yönelik hazırlık aşamasındaki bir planı rafa kaldırdı.
Londra’daki Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan Karabekir Akkoyunlu, İran’daki savaşın Batılı liderleri Türkiye’yi yanlarında tutma konusunda her zamankinden daha istekli kıldığını söylüyor. Akkoyunlu, “Türkiye içinde olup bitenler batı tarafından artık çok daha az önemseniyor,” diyor. “Ve bu da Erdoğan’a kendi amaçlarını sürdürmesi için daha fazla alan tanıyor.” Bu durum Türkiye demokrasisi ve İmamoğlu için kötüye işaret. Erdoğan ne kadar vazgeçilmez hale gelirse, en büyük rakibi de parmaklıklar ardında o kadar uzun süre kalabilir.
The Economist dergisinin basılı edisyonunun “Avrupa” bölümünde, “Trial of Strength” (Güç Denemesi) başlığıyla yayımlanmıştır.
Yolculuk Çeviri Kolektifi



