yolculuk
18 Mart 2026 Çarşamba
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
  • Gündem
  • Blog
  • Sınıfsal Bakış
  • Çeviri
  • Dünya
No Result
View All Result
yolculuk
No Result
View All Result

Yolculuk Çeviri | Gazze sayesinde Avrupa felsefesinin ahlaki çöküşü gözler önüne serildi

Bahar Güldü çevirdi: Heidegger’in Nazizminden Habermas’ın Siyonizmine, “Öteki” nin çektiği acı pek de önemsenmiyor.

Mart 17, 2026
Jurgen Habermas
Alman Filozof Jurgen Habermas Yunanistan’ın başkenti Atina’da konuşuyor, Ağustos 2013 (Louisa Gouliamaki/AFP)

İran, Suriye, Lübnan veya Türkiye’nin, Rusya veya Çin tarafından desteklendiğini, silahlandırıldığını ve diplomatik açıdan korunduğunu hayal edin. Üç ay boyunca Tel Aviv’i gece gündüz bombaladığını, on binlerce İsrailliyi öldürdüğünü, sayısız insanın sakat bırakıldığını, milyonlarca insanın evsiz bırakıldığı ve şehri, bugün Gazze’de olduğu gibi yaşanamaz bir enkaz yığınına çevirmesine sebep olacak imkanlara sahip olduğunu düşünün.

Sadece birkaç saniyeliğine, İran ve müttefiklerinin sivil kayıplarını en üst düzeye çıkarma gayesiyle Tel Aviv’in yerleşim yerlerini; hastaneleri, sinagogları, okulları, üniversiteleri, kütüphaneleri -kısaca insanların bulunduğu her yeri- hedef aldığını düşünün. Dünyaya ise sadece İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve onun savaş kabinesini aradıklarını söylediklerini.

Kendinize sorun: özellikle Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Avustralya ve Almanya bu kurgusal saldırının ilk 24 saatinde ne yapardı?

Şimdi gerçekliğe dönelim ve 7 Ekim’de (ve bu tarihten on yıllar öncesinde) Tel Aviv’in batılı müttefikleri İsrail’in Filistin halkına yaptıklarına tanık olmakla kalmadığını, aynı zamanda askeri teçhizat, bomba, mühimmat ve diplomatik koruma sağladığını; bu sırada ise Amerikan medya kuruluşlarının Filistin halkına uygulanan katliam ve soykırıma siyasi meşruiyet tabanı oluşturmasını göz önünde bulunduralım.

Yukarıda belirtilen kurgusal senaryo, günümüzdeki dünya düzeninde bir gün dahi tolere edilemezdi. Amerika, Avrupa, Avusturalya ve Kanada’nın askeri haydutluğu ile İsrail’in tam arkasında dururken; biz dünyanın çaresiz insanları, tıpkı Filistinliler gibi, hesaba katılmıyoruz. Bu sadece bir siyasi gerçeklik değil, aynı zamanda kendine “Batı” diyen şeyin ahlaki tahayyülü ve felsefi evreniyle de ilişkilidir.

Avrupa eksenli ahlaki tahayyülün içinde bulunmayan bizler, onların felsefi evrenine ait değiliz. Araplar, İranlılar veya Asya, Afrika ve Latin Amerika’da olan insanlar olarak, Avrupalı filozoflar nezdinde, ele geçirilmesi ve susturulması gereken metafiziksel bir tehdit olmamız haricinde ontolojik bir gerçekliğe sahip değiliz.

Immanuel Kant ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel ile başlayan, Emmanuel Levinas ve Slavoj Zizek ile devam eden düşüncelere göre, biz tuhaflıklar, varlıklar ve Oryantalistlerin çözmekle görevlendirildiği bilinen objeleriz. Öyle ki, İsrail veya Amerika ve onun Avrupalı müttefikleri tarafından katledilen on binlercemiz, Avrupalı filozofların zihninde bir duraksamaya dahi sebep olmuyor.

Avrupalı Yerel Seyirciler

Eğer bu konuda bir şüpheniz varsa, önde gelen Avrupalı filozof Habermas ve meslektaşlarına bakmanız yeterli olacaktır. Onlar şaşırtıcı derecede pervasızca bir acımasızlık gösterdiler ve İsrail’in Filistinlileri katletmesine destek verdiler. Artık mesele, 94 yaşındaki Habermas hakkında bir insan olarak ne düşündüğümüz değil. Asıl soru, bir sosyal bilimci, filozof ve eleştirel düşünür olarak onun hakkında ne düşündüğümüzdür. Onun düşünceleri artık dünya için gerçekten önem taşıyor mu, hatta hiç taşımış mıydı?

Dünya, benzer soruları bir başka büyük Alman filozof olan Martin Heidegger hakkında, Nazizm ile olan zararlı bağları ışığında da soruyor. Benim fikrimce, artık Habermas’ın şiddet içeren Siyonizmi ve bu durumun onun felsefi projesi hakkında ne düşüneceğimiz açısından doğuracağı önemli sonuçlar hakkında da bu tip soruları sormalıyız.

Eğer ki Habermas’ın ahlaki tahallülünde Filistin halkı gibi insanlar için zerre kadar yer yoksa, gerçekten de onun felsefi projesini, Avrupa merkezli dar çevrelerinin ötesinde bulunan insanlığın geri kalanıyla ilgili görmemiz için elimizde bir sebep var mı?

İranlı sosyolog Asef Bayat, Habermas’a olan açık mektubunda, Gazze’deki durum söz konusu olduğunda Habermas’ın “kendi fikirleriyle çeliştiğini” ifade etmişti. Tüm saygımla, buna katılmıyorum. Bana göre, Habermas’ın Filistin halkının canını yok sayması, onun Siyonizmiyle tamamen tutarlıdır. Bu durum, Avrupalı olmayan insanların tamamen insan sayılmadığı veya İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın ifade ettiği gibi “insansı hayvanlar” oldukları dünya görüşüyle tamamiyle tutarlıdır.

Filistin halkının hayatlarına gösterdiği umursamazlıkla birlikte, Habermas’ın Siyonizmi Heidegger’in Nazizmine katıldı.

Filistin halkına karşı olan bu kayıtsızlık, Alman ve Avrupalı felsefi tahayyülünde derin kök salmıştır. Yaygın düşünceye göre, Holokost hakkında duyulan suçluluk nedeniyle Almanlar İsrail’e güçlü bir bağlılık geliştirmiştir.

Fakat dünyanın geri kalanına göre (Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na sunduğu belgeye de dayanarak), Almanya’nın Nazi döneminde yaptıkları ile günümüzdeki Siyonist döneminde yaptıkları arasında tam bir tutarlılık bulunmaktadır.

Bana göre, Habermas’ın bulunduğu konum, Filistin halkına yönelik Siyonist katliama ortak olan Alman hükümetinin politikaları ile paraleldir. Bu tutum, Arap ve Müslümanlara yönelik aynı şekilde ırkçı, islamofobik, yabancı düşmanı ve İsrail yerleşimci kolonisinin soykırım eylemlerine verdikleri koşulsuz destek de ele alındığında sözde Alman solu olarak anılan kesimle de örtüşmektedir.

Bugün Almanya’da gördüğümüz şeyin Holokost pişmanlığı değil, soykırım nostaljisi olduğunu düşünmemiz mazur görülmelidir. Zira Almanya yalnız 100 gündür değil, geçen yüzyıl boyunca İsrail’in Filistin halkına yönelik katliamlarına dolaylı olarak göz yummuştur.

Ahlaki Çürüme

Avrupalı filozofların dünya görüşüne yönelen Avrupalı merkezcilik suçlaması, yalnızca düşüncelerindeki epistemik bir kusura dayanmaz. Bu durum ahlaki çürümenin tutarlı bir göstergesidir. Geçmişte de pek çok kez işaret ettiğim gibi, Avrupalı felsefi düşüncesi ve onun en ünlü temsilcileri arkasında tedavi edilmesi mümkün olmayan bir ırkçılık bulunur.

Bu ahlaki çürüme yalnızca bir siyasi gaye veya ideolojik kör nokta olarak görülemez. Felsefi tahayyüllerinde derin bir şekilde işlenmiş olup, tedavi edilemez şekilde kabileci kalmıştır.

Dünya, Avrupalı etno-felsefenin sahte rüyasından uyandırıldı. Bugün, bu özgürlüğü Filistin halkı gibi halkların çektikleri acıya borçluyuz.

Burada, Martkinli şair Aime Cesaire’nin meşhur sözünü hatırlamamız gerekir: “Evet, Hitler ve Hitlercilik tarafından atılan adımları klinik ve ayrıntılı olarak incelemek ve bunu çok seçkin, çok hümanist, çok hristiyan olan 20. Yüzyıl burjuvasına, içlerinde bir Hitler olduğunu, Hitler’in onların içine yerleştiğini, Hitler’in onların şeytanı olduğunu ve ona karşı çıkacak olurlarsa tutarsız davranmış olacaklarını ve özünde Hitler’de affedemedikleri şeyin suçun kendisi, insanlığa karşı işlenen suç ve, insanın aşağılanışı değil, beyaz insana karşı işlenen suç ve beyaz insanın aşağılanması olup; o zamana kadar yalnız Arap, Hint ve Afrika halklarına özgü uyguladıkları sömürgeciliği Avrupa’ya uyguladıkları gerçeği olduğunu ortaya koymak faydalı olurdu”

Filistin günümüzde Cesaire’in bu pasajda bahsettiği sömürgeci zulümlerin bir uzantısı konumundadır. Habermas’ın Filistin halkının katledilmesini desteklemesi, atalarının Namibya’da Herero ve Namaqua soykırımları sırasında yaptıklarıyla tamamen tutarlı oluşunu görmezden geliyor gibi görünüyor. Tıpkı deve kuşu gibi, Alman filozoflar da kafalarını

Avrupalı delüzyonlarının içine gömmüş ve dünyayı gerçekliğiyle görmekten kaçınmaktadırlar.

Sonuç olarak, benim nezdimde Habermas’ın şaşırtıcı veya çelişkili bir söylemi bulunmamaktadır. Aksine, felsefi soyağacının tedavi edilemez kabileciliği ile tamamen tutarlıdır. Bu tutum yanlış bir şekilde evrensel bir duruş üstlenmiştir.

Şimdiki dünya, bu yanlış evrensellik anlayışını istismar etmektedir. Demokratik Kongo Cumhuriyetinden VY Mudimbe, Walter Mignolo, Arjantin’den Enrique Dussel veya Japonya’dan Kojin Karatani; Habermas’ın evrenselliğinden çok daha meşru iddialara sahiptir.

Bana göre, Habermas’ın Filistin konusundaki ahlaki çöküş içeren söylemleri, Avrupa felsefesi ve dünyanın geri kalanının sömürgeci ilişkisine bir dönüm noktası görevi görüyor. Dünya, Avrupalı etno-felsefenin sahte düşünden uyandı. Bugün bu kurtuluşu, tıpkı Filistin halkı gibi halkların küresel çapta çekmiş olduğu acılara borçluyuz; bu halkların uzun soluklu, tarihe geçen kahramanlıkları ve fedakarlıkları, nihayet “Batı medeniyetinin” temelinde yatan yüzsüz barbarlığı ortadan kaldırmış oldu.

Bu yazı ilk olarak Middle East Eye’da Hamid Dabashi imzasıyla yayınlanmıştır. Yazının orijinal halini okumak için tıklayınız.

Tweet

Önerilen İçerikler

Yolculuk Çeviri | ABD neden Küba’yı yok etmek istiyor?

Yolculuk Çeviri | ABD neden Küba’yı yok etmek istiyor?

Mart 18, 2026
Mücteba Hamaney yeni dini lider adıyla ilk mesajını yayımladı

Mücteba Hamaney yeni dini lider adıyla ilk mesajını yayımladı

Mart 12, 2026
Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını paylaştı

Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını paylaştı

Mart 17, 2026

Pöpüler İçerikler

  • Devrimci Gençlik Dernekleri, 30 Mart’ta Kızıldere’de olacağını duyurdu

    Devrimci Gençlik Dernekleri, 30 Mart’ta Kızıldere’de olacağını duyurdu

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Yolculuk Çeviri | İran Parçalanmıyor

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında ikinci hafta

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Yolculuk Çeviri: Orta Doğu’daki kaos, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Batı için vazgeçilmez kılıyor.

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Yolculuk Çeviri | Gazze sayesinde Avrupa felsefesinin ahlaki çöküşü gözler önüne serildi

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Blog
  • Çeviri
  • Dünya
  • Gündem
  • Sınıfsal Bakış

Adali Labs tarafından üretilmiştir.