“Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir kişiye karşı yapılan herhangi bir haksızlığı daima yüreğinizin en derin yerinde hissedebilin. Bu bir devrimcinin en güzel niteliğidir” (Che’nin çocuklarına bıraktığı veda mektubundan)
İspanya’nın ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırısı karşısında aldığı tutum, Türkiye dahil dünya halkları nezdinde büyük bir ilgi uyandırdı. İspanya Başbakanı Sanchez ile anılan bu tutum, kişisel değil; son tahlilde ait olduğu siyasal geleneğin taşıdığı değerlerin bir tezahürüdür. Sempatinin gerçek adresi hiç kuşkusuz insanlığın vicdanı olarak nitelenmeyi sonuna kadar hak eden sosyalizmdir.
Evet, Pedro Sanchez’in başını çektiği İspanya hükümeti, ABD emperyalizmi ve bölgedeki uşağı siyonist İsrail’in İran’a saldırısını açıkça mahkum etti ve savaşa fiilen ortak olmayı reddetti. Bu tutum dünya halkları nezdinde büyük bir sempati doğurdu. İnsanlar, artık hiçbir kural ve değer tanımayan bu haydutluk karşısında birilerinin gerçeği söyleyebilmesini haklı olarak çok önemsediler. Sanchez dünya halklarının öfkesine tercüman oldu denebilir.
İspanya’nın tutumu yalnızca bir dış politika tercihi değil, ahlaki bir duruş olarak algılandı. Peki bu ahlaki duruş hangi zeminde var oluyor? Buna bakmalıyız.
Öncelikle belirtelim: Pedro Sanchez devrimci bir sosyalist değildir. Liderliğini yaptığı İspanya Sosyalist İşçi Partisi, kapitalist düzenle kopuşu hedeflemez; Avrupa Birliği ile uyumlu hareket eder, NATO içinde konumlanır ve sermaye düzeniyle uzlaşır. Yani ortada olan şey sosyalizm değil, sosyal demokrasidir. Ayrıca Trump karşıtlığının, İspanya’daki sosyalist ve komünist tabanı konsolide etmeye dönük politik hesaplar da içermesi olasıdır.
Ancak şu çok önemli: Böylesine sistem içi bir çizgi bile, geniş halk kesimlerinin sergilediği tutumu benimsemek ve emperyalist saldırı karşısında açık bir “hayır” deme ihtiyacı duyar hale gelmektedir. İnsanlığın yarattıığı tüm olumlu birikimi de içeren sosyalizmin taşıcısı olduğu gelenek, sahip oluduğu ahlaki duruşla karşı konulması güç bir çekim merkezidir.
Sosyalizm insanlığın vicdanı denecek bir tutum sergilerken, Donald Trump’ın temsil ettiği şey ise insanlık düşmanı emperyalist kapitalizmin en çıplak halidir. Bu düzen nezdinde daha fazla kar elde etmek dışında hiçbir şeye yer yoktur. İnsanlık ve insanlık değerleri bir anlam ifade etmez. Savaş, bu düzen için bir felaket değil, bir fırsattır.
DİĞER CEPHE: Sosyalizmin ahlakı ve tarihi
Sosyalizm, sömürüye son vermeyi, eşitliği, adaleti, halkların kardeşliğini esas alır. Ve bu yalnızca sözde kalmaz.
Tarih boyunca dünyanın dört bir yanındaki devrimci sosyalist güçler, emperyalizme ve faşizme karşı mücadelenin hem en önünde yer almışlar hem de hangi coğrafyada olursa olsun bu mücadeleyi verenlerin en kararlı destekçisi olmuşlardır. Mazlum halkların yanında durmuşlardır. İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyet’i savunmak için dünyanın dört bir yanından gelen Uluslararası Tugaylar bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Vietnam için yeri göğü inletenler de onlar olmuştur. Filistin halkının yanında savaşanlar devrimcilerdi. Irak’ta, Afganistan’da, Kürt halkının mücadelesinde ve bugün İran’da emperyalizme karşı direnen halklara en güçlü desteği verenler yine onlardı.
Etnik ya da dini kimliğin ne olduğuna bakmaksızın, ayrımsız bir sahipleniştir bu. Tarihten gelen ve geleceğe taşınan bu miras, sosyalizmin insanlığın geleceğini temsil ettiğini gösteren en güçlü yanıdır.
Bu dayanışma, her zaman bir devlet politikası kadar görünür olmadı. Ama hep vardı. Ve hep en öndeydi. Dünya halkları, başlarına gelen her felakette yanlarında devrimcileri, sosyalistleri buldular.
ENTERNASYONALİZM: Sosyalizm ayrılmaz parçası
Fidel Castro’nun Küba’sı bu dayanışmayı devlet politikası haline getirdi. Doktorlar ve sağlık emekçileri gönderdi; gerektiğinde savaşçılar da.
Bu hattın en çarpıcı sembollerinden biri Che Guevara’dır. Arjantinliydi ama Küba devrimi için savaştı. Ardından Afrika’da mücadele etti. Sonra Bolivya’da devrim için hayatını verdi.
Che yalnız değildi. Onun gibi adı bilinmeyen on binlerce devrimci, enternasyonalist dayanışma görevlerini yerine getirirken hayatlarını kaybetti. Çünkü onlar, tüm dünyada gündüzleri sömürülmeyen, geceleri aç yatılmayan bir gelecek için savaştılar. Ve savaşmaya devam ediyorlar.
Bugün İran’a dönük saldırı karşısında alınacak tutum da bu tarihsel mirasla ilgilidir. Bu, İran’daki rejimi savunmak değildir. Ama şudur: emperyalist bir saldırıya uğrayan halkın yanında saf tutmak.
Sosyalizm insanlığın vicdanıdır
Bugün insanlar İspanya’nın tutumuna sempati duyuyor. Ama aslında o sempati; haksız savaşa karşı duruşa, emperyalizme karşı çıkışa ve halklarla dayanışmaya yöneliktir. Yani sosyalizmin özüne.
Karşımızda iki dünya var: Birinde kar, petrol ve güç için savaşan bir düzen. Diğerinde eşitlik, adalet ve dayanışma için mücadele eden bir dünya.
Birinin adı emperyalist kapitalizm. Diğerinin adı ise sosyalizmdir.
İspanya’ya duyulan sempati, sosyalizmin hala insanlığın vicdanı olduğunun kanıtıdır.



