Ölümünün 42. yılında, halkın acılarını, umutlarını ve özgürlük arayışını sinemanın diliyle anlatan büyük sanatçı Yılmaz Güney’i saygı ve özlemle anıyoruz.
Yılmaz Güney, kamerayı saraylara değil, sokaklara çevirdi. Onun sineması; yoksulların, emekçilerin, ezilenlerin ve hayatın kıyısına itilen insanların sesi oldu. Sanatı hiçbir zaman halktan kopuk bir estetik uğraş değildi; o, sanatın insanı değiştiren, mücadeleye güç veren bir anlam taşıdığına inandı.
Onun yarattığı karakterler, bu toprakların insanlarının hikayesiydi. Umut’ta Cabbar, yoksulluğun ve çaresizliğin kuşattığı bir insanın hayatta kalma mücadelesini anlatırken; Arkadaş’ta Azem, sınıfsal çelişkilerin ve düzenin yarattığı yabancılaşmanın karşısında sorgulayan ve arayan devrimci insanı temsil etti. Yol’da Seyit Ali, kişisel bir dramın ötesinde, toplumsal baskıların ve çaresizliklerin içinden geçerek özgürleşme arayışını taşıdı.
Yılmaz Güney’in kahramanları kusursuz insanlar değildi kendisi gibi. Onlar bizim insanlarımızdı. Yaralarıyla, öfkeleriyle, umutlarıyla, eksikleri, yenilgileriyle ve direnme güçleriyle halkın içinden çıktılar. Bu yüzden onun sineması aradan yıllar geçse de yaşamaya devam ediyor. Çünkü Yılmaz Güney yalnızca film çekmedi; halkın hafızasına iz bıraktı.
O sanatıyla ezilenlerin yanında durdu, halkın kurtuluş mücadelesine omuz verdi.
Halkın sanatçısı Yılmaz Güney’i sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.



