2020 yılında, Demokrat Parti’nin başkan adayı Senatör Bernie Sanders, Küba’nın eğitim sistemini “defalarca” övme geçmişi nedeniyle medya tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Güney Carolina eyaletinin Charleston kentinde düzenlenen seçim tartışmasında Küba konusu gündeme geldiğinde, Sanders kalabalığın bir kısmı tarafından yuhalandı. “Ciddi misiniz? Gerçekten mi?” diye sordu Sanders dinleyicilere. “Okuryazarlık programları kötü şeyler mi?”
Bugün Küba’da sosyalizm pamuk ipliğine bağlı. Sadece son iki yılda, ada ülkesi turizmde keskin bir düşüş, tekrarlanan elektrik kesintileri ve enerji kıtlığı, kontrolsüz enflasyon ve gayrisafi milli hasılada yıkıcı bir azalma yaşadı. İşleri daha da kötüleştiren ise, Küba asıllı Amerikalı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Washington’un Venezuella Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu devirme operasyonunun başarısını, Küba’da bir rejim değişikliğiyle takip etme planlarını gizlememesi oldu.
Ancak Küba Devrimi’nin tüm zorluklarına rağmen kazandığı zaferler unutulmamalıdır. Görünüşte bitmek bilmeyen ekonomik krizlere rağmen, Küba halkı dünyanın en eğitimli halklarından biri olmaya devam ediyor. Ve bu tamamen, yirminci yüzyılın en az takdir edilen başarılarından biri olan Küba’nın 1961 okuryazarlık kampanyası sayesinde olmuştur.
Sekiz aylık bir süre boyunca, on ila on dokuz yaşları arasındaki yüz bin genç, ülke genelinde toplam yedi yüz bin kişiye birinci sınıf düzeyinde okuma ve yazma öğretmeyi amaçlayan bir program kapsamında kırsal kesimde yaşamak ve çalışmak üzere gönüllü oldu. Kentsel bölgelerde de bir miktar genci öğretmenlik yapması için görevlendiren bu kampanya, adadaki okuma yazma bilmeyenlerin sayısını neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. Kampanyadan kırk yıldan fazla bir süre sonra, orta sınıf bir aileden gelen ve on yedi yaşındayken Havana’daki evinden ayrılıp kırsal kesimde yetişkinlere öğretmenlik yapmak üzere giden Gladys Bermello Lastra, bunu “insanlığın zaferi” olarak nitelendirdi. Bu, çok ırklı, kentsel-kırsal ve cinsiyet dayanışmasıyla bezeli yeni bir sosyalist toplum yaratımının nasıl olması gerektiğinin bir örneğiydi — bu toplumun aynı zamanda ABD destekli güçlerin şiddetli saldırılarına karşı kendini savunması gerekiyordu.
Bu ABD destekli güçler, kırsal kesimlerde genellikle Conrado Benítez Tugayı olarak bilinen genç gönüllülerden birkaçını öldürdüler. Adlarını aldıkları Benítez, 1961 yılında henüz on sekiz yaşındayken öldürüldüğünde Escambray Dağları’nda okuma yazma kampanyasında çalışıyordu. Bu karşı devrimci tehlike, temiz su ve elektriğin olmadığı, yiyecek kıtlığının yaşandığı yerlerde çalışmanın zorluklarıyla birleşince, gençler üzerinde güçlendirici bir etki yarattı. Yetişkinlik yıllarında, birçok eski katılımcı bunu tamamen dönüştürücü bir deneyim olarak hatırlıyor.
Kampanyaya katılan kadınların hikayelerini anlatan Maestra adlı belgesel film için röportaj veren yüz eski katılımcıdan biri olan Flérida Stuart, “Hayatımda yaptığım en iyi şey okuryazarlık kampanyasıydı,” diyor. Gruptan bir başka gönüllü ise:
On iki yaşındaydım ve o zamanlar bunun tarihi bir olay olacağına dair en ufak bir fikrim yoktu. Sadece iyi bir şey yaptığımı ve başkalarına kendimden bir şey verdiğimi hissediyordum. Birçok insanın bizi savunmak ve desteklemek için hayatlarını tehlikeye attıklarını asla unutmayacağım, çünkü bu tehlikeli bir işti. Sahip olduklarını başkalarıyla paylaşmak kişiyi bir insan yapar.
Röportaj yapılan bir başka kişi olan Esther Pérez şöyle diyor:
Ülkemiz gözlerimizin önünde değişiyordu ve gençler, bizim de çok önemli olduğunu bildiğimiz bir dönüşüme katılmaya çağrılıyordu: Kronik okuma yazma bilmezliğin ortadan kaldırılması. Bu başlı başına devasa bir hedefti, ama aynı zamanda kendi çabalarımızla ülkemize verebileceğimiz yeni imajın da bir simgesiydi. Bu, geçmişle radikal bir kopuştu hatta çok daha fazlasıydı.
Bir başka eski katılımcı:
O yaşta, kim bir yılını feda edemez ki? Bu parlak bir fikirdi; kahramanca ve özverili eylemlere katılmaya hevesli gençlerin ruhunda kök saldı. Devrim, her birimize insan olma, erkek ve kadın olma fırsatı verdi. Gençlerin, büyümeleri için kendilerini geliştirecek büyük görevlere ve asil eylemlere ihtiyacı vardır.
Okuryazarlık kampanyasının yapıldığı yıl, Küba özel okullarını kamulaştırdı ve bugün dünya çapında tanınan, tamamen bedava, yüksek kaliteli ve evrensel bir eğitim sistemi geliştirdi. Uzun süredir eğitim üzerine yazan ve aktivistlik yapan Jonathan Kozol, 1970’lerde adayı iki kez ziyaret edip öğretmen ve öğrencilerle yaptığı röportajlarla oluşturduğu 1978 tarihli kitabı Children of the Revolution: A Yankee Teacher in the Cuban Schools’da (Bir Amerikan Öğretmen Küba Okullarında) Küba’nın okul sistemini övüyor. “Küba’daki okullarda, kişinin bir amaç uğruna çalıştığına dair bir his var” diyor, “ve bu amaç, bireysel bir ödülün bencil zevkinden çok daha derin ve çok daha önemli.”
Fidel Castro’nun 1960 yılında Birleşmiş Milletler’de yaptığı bir konuşmada duyurduğu okuryazarlık kampanyası, her ikisi de orta sınıf kökenli ve sırasıyla hukuk ve tıp eğitimi almış olan Castro ile Che Guevara’nın önderlik ettiği devrimci ordunun eğitime yönelik çabalarının doğal uzantısıydı. Fulgencio Batista’yı devirme mücadelesinde, köylü savaşçılara okuma ve yazma öğretmek için okullar kurmuşlardı. Eski bir brigadista, neredeyse elli yıl sonra şöyle hatırlıyor:
16 yaşındaydım ve Fidel bir konuşmasında, savaş sırasında Sierra Maestra dağlarında yapılanların devamı olarak bir okuryazarlık kampanyası yürütüleceğini söyledi. Bu iş için gönüllü öğretmenlere ihtiyaç olduğunu ve kampanyanın Minas del Frío’da başlayacağını söyledi. Evdeydim ve o an şöyle dedim: “Kaydolabileceğimiz ilk anda ben de varım.”
On iki yaşında bir “brigadista” olup daha sonra pedagoji profesörü olan Sergio Ballester Pedroso da yaşadığı benzer coşkuları şöyle hatırlıyor: “Devrimi silahlarla savunamıyorsam, kalemlerle savunacaktım. Kampanyaya geç katıldım. Annemin rızası olmasa da babam izin formumu imzaladı.”
Okuryazarlık kampanyası sırasında geliştirilen eğitim yöntemi, daha sonra bir düzineden fazla ülkeye yayıldı. Ancak Küba’nın okuryazarlık çalışmaları, ülkenin enternasyonalizminin sadece bir parçasıdır. 1963’ten bu yana Küba, ihtiyaç duyan ülkelere düzenli olarak doktorlar göndermiştir. Tıbbi enternasyonalizm, acil müdahale sağlık ekiplerini, adadaki yabancı hastalara sağlık hizmetlerinin sunulmasını ve Küba’da ve yurtdışında yabancı sağlık personellerinin eğitimini de kapsamaktadır. Özellikle, düşük gelirli öğrencilere burslar da sağlayan Havana’daki Latin Amerika Tıp Okulu, 1974’ten bu yana, eğitim için Küba’ya gelen 1.500 Filistinli öğrenciyi eğitmiştir. 2024’te Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Filistinli iki yüz yeni öğrenciye tıp fakültesi bursu vermiştir; bu, tıbbi altyapısı soykırımla yok edilen bir topluma yönelik nadir bir dayanışma göstergesidir. Okulu olmayan kırsal bir bölgede büyüyen ve kampanyanın 1961 öncesindeki deneme aşamasında on bir yaşında okuma yazmayı öğrenen Marta Placeres Hernández, ülkenin devam eden enternasyonalizmi hakkında şunları söylüyor: “Buradaki kampanyanın hiç bitmediğine inanıyorum.”
Ancak bu genç eğitimci ordusunu bir araya getirmek hiç de kolay bir iş değildi. Yüzbinlerce öğrenciye eğitim verebilmek için yüzbinlerce öğretmene ihtiyaç vardı. Uzmanlar, genç öğretmen adaylarına okuryazarlık pedagojisi konusunda yoğun bir eğitim vermenin yanı sıra, temel sağlık eğitimi ve isteksiz yetişkin öğrencilere nasıl yaklaşacakları konusunda da bilgi aktarmak zorundaydı. Ülke her türden uzmanın kitlesel göçüne sahne olurken bile, öğretmenlik mesleği mensuplarının çoğu bu kampanyaya katıldı. On üç bin işçi de gönüllü okuryazarlık öğretmeni olmak için kayıt yaptırdı. Ancak öğretimin ötesinde, kampanyanın köprüler inşa edecek, gönüllüleri kırsal bölgelere taşımak için kamyon sürecek, radyo, televizyon, gazete ve reklam panoları aracılığıyla tanıtım çalışmaları yürütecek ve hatta mümkün olduğunca çok sayıda okuma yazma bilmeyen kişiyi tespit etmek için nüfus sayımı yapacak insanlara ihtiyacı vardı. Richard R. Fagen, devrimci Küba hakkında 1969 yılında yazdığı kitabında, kampanyaya katılmak için yaşı yetmeyen iki milyon kişi dışında, “her dört kişiden birinin” kampanyaya doğrudan katıldığını tahmin ettiğini söylüyor.
Özellikle kadınlar, bu sürece katılabilmek için hem ebeveynlerinin hem de kültürlerinin cinsiyet algılarına nasıl karşı çıkmak zorunda kaldıklarını anlatıyor. Bir tanesi şöyle diyor: “Ailemle aramızda gerçek bir mücadele yaşandı; kadın olduğum için gitmemi istemiyorlardı. Ama annem İsyan Ordusu’nda savaşçıydı. Ben henüz çok küçüktüm ancak o tarihin bir parçası oldum.” Bir diğeri şunları söylüyor: “Ben zaten çok ikna olmuştum ve annem de hiçbir şekilde itiraz etmedi. Ama babam, ‘Peki, bırak gitsin. İki hafta sonra geri döner’ dedi. Henüz 14 yaşındayken, daha önce hiç büyükannemin evinde bile kalmamıştım. Evden hiç uzaklaşmamıştım.”
Başka bir katılımcı, kampanyanın kadınların cinsiyet eşitliğine doğru ilerlemesine nasıl yardımcı olduğunu şöyle anlatıyor:
Bence bu kampanya Küba’daki kadınlar üzerinde muazzam bir etki yarattı, çünkü artık erkeklerle aynı görevleri üstlenebiliyorlardı. Önceden kadınlar sadece ev işlerini, aileye bakmayı bilirlerdi. Önceden kadınlar erkeklere tabiydi! Sonrasında kadınlar topluma daha tam olarak katılabildiler.
Bir kadın, kampanyanın başlangıcına denk gelen 1961 yılının Nisan ayında durumun ne kadar tehlikeli hale geldiğini anlatıyor:
Domuzlar Körfezi işgali sırasında oradaydım, kocam ve üç çocuğum da oradaydı. Öğleden sonra bir milis üyesi gelip bana savaş bölgesinde olduğumuzu ve kalıp kalmayacağıma dair bir karar vermem gerektiğini söyledi. Ben kaldım ve milis üyeleri, düşman güçleri ortaya çıkarsa diye bana makineli tüfek kullanmayı öğrettiler, ancak düşman güçleri gelmedi.
On iki yaşında bir brigadista olan ve on altı yaşındaki ağabeyi Escambray Dağları’nda karşı devrimci güçlere karşı mücadele eden René J. Mujica, bu kampanyanın hayatındaki en önemli deneyim olduğunu söylüyor. Kampanya, daha önce hiç bu kadar yakından görmediği yoksulluğu görmesine ve yoksulluğun toplumun tamamı tarafından ele alınmasının ne kadar önemli olduğunu anlamasına imkân vererek onu “derinden” etkilemiş. Başka bir brigadista ise farklı bir tür önemli kişisel dönüşümden bahsederek şöyle diyor: “Çok utangaçtım. İnsanlara selam vermekten bile utanıyordum. Okuryazarlık kampanyası beni farklı bir insan yaptı, çünkü kendimi yararlı hissettim, bana ihtiyaç duyulduğunu hissettim. İnsan farkında olmadan değişiyor, çünkü önemli bir şey yaptığınızı biliyorsunuz.”
Diğerleri ise öğretmenin zorlukları ve güzellikleri üzerine düşüncelerini paylaşıyor. “Bazıları bir haftada okumayı öğrendi, bazıları için ise sesli harfleri tanımak hayatlarında yaptıkları en zor şeydi,” diyor biri. “İlk kez isimlerini yazmayı öğrendikleri anlar inanılmazdı. Sanki kendilerini keşfetmişlerdi,” diyor bir diğeri.
Kampanyanın bir başka etkileyici yönü de ihtiyacı olanlara gözlük sağlanmasıydı. Göz doktorları öğrencileri muayene etmek için sahaya çıktı ve kampanya 177.000 çift gözlük üretmek için kaynakları seferber etti.
Juan adında okuma yazma öğrenmek isteyen yaşlı bir adam vardı. Biri bize onun bu iş için çok yaşlı olduğunu söyledi, ama biz şöyle dedik: “Eğer öğrenmek istiyorsa, biz de bunun için burada değil miyiz?” Gözlerinin pek iyi görmediğini anlayınca Juan’ı göz doktoruna götürdük; gözlerini muayene ettiler ve ona bir gözlük verdiler. Yüzündeki o ifadeyi asla unutmayacağım.
Küba gençliğinin devrimi nasıl şekillendirdiğinin öyküsü, sosyalizmin tarihi açısından önemli olmakla kalmayıp; toplumumuzun gençlere karşı nasıl daha farklı, daha dayanışmacı bir tutum sergileyebileceğine de ışık tutuyor. Okuryazarlık kampanyası bir dönüm noktasıydı, gençlerle dayanışma olarak da nitelendirilebilecek bir insanlık hareketiydi. Küba’nın gençleri, kendi başlarına toplumun değerli üyeleri olarak muamele gördüler. Devrimci Küba, büyük bir iç zenginlik kaynağını, yani gençlerin yeteneklerini fark etti, harekete geçirdi ve tüm ulusun yararına olacak bir biçimde kullandı.
Bu yazı ilk olarak Jacobin sitesinde Lily Sánchez imzasıyla yayınlanmıştır. Yazının orijinal halini okumak için tıklayınız. Metin, Selin Kurt tarafından türkçeleştirilmiştir.



